Sıkça Sorulan Sorular

Astım en sık rastlanan solunum yolu hastalıklarından birisidir. Solunum yollarının ilaçla ya da ilaçsız düzelebilen daralması ile seyreden kronik inflamatuar bir hastalıktır. Erişkinlerde astım sıklılığı Türkiye’de %5-10 arasındadır. Kalıtsal (genetik) ve çevresel nedenler hastalığın ortaya çıkmasında birlikte rol oynar. Astım hastalığı alerjik olabileceği gibi, alerjisi olmayan kişilerde de yine genetik ve çevresel aktörlerin etkisi ile ortaya çıkabilir. Alerjik rinit alerjik astıma eşlik eden hastalıkların başında gelir. Alerjik astımı olan hastaların yaklaşık %80’inde allerjik rinit vardır ve iki hastalığın birlikte tedavi edilmesi gerekir.

Astım belirtileri çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.

Astımlı hastada hangi yakınmalar bulunur?

Kişi nefes darlığı hissedebilir, yalnızca kuru öksürük atakları olabilir, gece sabaha karşı öksürük ya da nefes darlığı hissi ile uyanabilir, koştuğu ya da spor yaptığı sırada ya da hemen sonrasında nefes darlığı, öksürük atakları olabilir. Bazı hastalar ise soğuk hava teneffüs ettiklerinde, bazılarında ise fazla güldüklerinde veya ağladıklarında öksürük, nefes darlığı atakları ortaya çıkar. Bunların tamamı bir hastada olabileceği gibi bazen de tek bir bulgu ile kendini gösterir. Astım atağı sırasında nefes alıp verirken göğüslerinde kedi mırıltısına benzer bir sesten (wheezing) yakınırlar. Daha çok gece ve\veya sabaha karşı ortaya çıkar. Ataklar kendiliğinden veya ilaçlarla hafifler veya kaybolur. Şikayetin olmadığı dönemler vardır. Alerjenin çeşidine göre mevsimsel değişkenlik gösterebilir. Bu belirtileri hisseden kişinin vakit geçirmeden Göğüs Hastalıkları uzmanı ya da Allerji Hastalıkları uzmanına giderek muayene olması gerekir Öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi başlıca yakınmalardır.

Astımda hangi etkenler atak başlatır?

Hastalar tetik çeken bir faktöre maruz kaldıkları zaman belirtiler ortaya çıkar. Bunların başında allerjenler, viral enfeksiyonlar, çevresel hava kirleticiler ki bunların arasında en önemlisi sigara dumanı ve ozondur, mesleksel bazı ajanlar, parfüm, temizlik maddesi gibi tahriş edici maddeler, spor, soğuk havanın teneffüsü, bazı ilaçlar, bazı gıdalar gelir. Polenler en önemli allerjenlerdendir. Polen mevsiminde sabahları dışarı çıkmak gerekiyorsa maske ve gözlük kullanmalı, sabahları pencereler açılmamalı, gece pencere açık bırakılmamalı, dışarıdan geldikten sonra duş almalı, rüzgarlı havalarda mümkün olduğunca dış ortamda bulunmamalıdır. Evde en çok karşılaştığımız allerjen ise ev tozu akarları (mayt) ve hamam böceğidir. Allerjik hastalıklarda allerjiye sebep olan maddeden kaçınmak tedavinin ilk basamağıdır. Ev tozu akarından korunmak için; özellikle yattığımız ve en çok zaman geçirdiğimiz bölgelerde yün ve uzun tüylü halı kullanmamalı, nevresimleri her hafta 55 derece üstünde ısıda yıkamalı, yastıklar elyaf türü olmalı, sık yıkanıp iyice kurutulmalı ya da tamamen değiştirilmeli, evde nemi azaltmalı, ev içinde çamaşır kurutmamalı, akarlara besin kaynağı sağlaması bakımından evde mümkünse hayvan beslenmemelidir. Hamam böcekleri de oldukça sık alerjiye neden olan canlılardır, özellikle açıkta yiyecek bırakmamak, girebilecekleri delikleri kapatmak, mekanı ilaçlamak alınabilecek önlemler olarak sayılabilir. Yine bazı ağrı kesici ilaçlar (aspirin vb.), sülfit içeren gıdalar (dondurulmuş patatesten yapılan kızartma, şarap vb.) astım ataklarına neden olabilir.
 
Astım değişik şiddetlerde olabilen bir hastalıktır. Şiddeti solunum fonksiyon testine bakarak belirlenir. Ancak solunum testi sadece hastanedeki bir anlık durumu yansıtır. Oysa hasta gün içinde farklı zamanlarda kendini daha rahatsız hissedebilir. Bu dönemleri yansıtması için hastaların evde kendilerinin yapacağı basit bir solunum test cihazı geliştirilmiştir. PEF metre adlı bu cihazla hastalar en yüksek soluk verme hızını kaydedebilirler.

Astımın tedavisi var mıdır? Hangi ilkelerle tedavi edilir?

Astım tedavi edilebilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ile astımı tamamen kontrol altına almak ve normal bir yaşam sürmek mümkündür. Başlıca tedavi ilkeleri;

1- Allerjen ve tetikleyici etkenlerden kaçınmak
2- İlaçları düzenli kullanmak.
3- Sürekli hekim kontrolüyle ve kendi kendine ölçümlerle hastalığın gidişini denetlemek.

Astımda hangi tür ilaçlar kullanılır?

Hava borusunun kaslarını gevşeterek, hava yolunun genişlemesini sağlayan rahatlatıcı (belirti giderici) ilaçlar hastanın şikayeti olduğu dönemde kullanılan, ancak tedavi etme özelliği olmayan ilaçlardır. Acil durumda kullanılan bu ilaçların çok fazla kullanılması yan etkilerin ortaya çıkmasına neden olur ve hastalığın kontrol altında olmadığını gösterir. Koruyucu ilaçlar tedavi etme özelliğine sahip olup astım hastalığının özelliği olan hava yollarındaki enflamasyonu (ödem, şişlik, salgı vs.) giderir. Steroid içermeleri nedeni ile  hastaların korkulu rüyasıdır, ancak bilinmelidir ki bu ilaçlar sadece hava yolu ile alınmakta, çok düşük dozda steroid içermekte, kana da yan etki yapmayacak kadar düşük düzeyde geçmektedir. Astım hastalığının tedavi edilmediği takdirde hayatı tehdit edebileceği göz önüne alındığında bu ilaçların yan etkisi göz ardı edilebilir.

Astım ilaçları hangi yolla kullanılırlar?

Astım ilaçları solunum yolu ile alınmaktadır. Böylece hastalığın olduğu nefes borucuklarına ilacı doğrudan uygulayabiliriz. Etki daha çabuk ortaya çıkar, ilaç çok az miktarda kan dolaşımına geçer, böylece yan etki azalır. Astımlı hastalarımıza önerimiz; astımın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, düzenli ilaç kullanımı ve düzenli hekim takibi ile normal yaşantılarına devam edebileceklerini unutmamalıdırlar.
 
Sağlıklı günler dileği ile!...
 
Doç. Dr. Zeynep Ferhan Özşeker
Göğüs Hastalıkları ve Tbc. ve
İmmünoloji ve Allerji Hastalıkları Uzmanı

1- Akciğer Embolisi nedir? 
 
Akciğer embolisi, akciğer atar damarının bir veya birden fazla dalının tıkanması sonucu ortaya çıkan ciddi  bir  hastalıktır.  Tıkanma  sebebi  çoğunlukla,  vücudun  diğer  bölgelerindeki  toplardamarlarda oluşan ve kan dolaşımıyla akciğer damarına ulaşan pıhtıdır. Nadir olarak yağ embolisi, hava embolisi gibi başka nedenlerle de ortaya çıkabilir. 
 
2- Akciğer embolisi en çok kimlerde görülür? 
 
Akciğer embolisi, herkeste ortaya çıkabilir. Ancak hazırlayıcı faktörlerin varlığında ve özellikle birden fazla faktörün birlikte bulunması halinde risk artar.  
 
3- Hazırlayıcı faktörler nelerdir? 
·      Mevcut sağlık durumu:  
o     Kalp  hastalıkları:  yüksek  tansiyon  ve  kalp  damar  hastalıklarında  pıhtı  oluşma  riski artar 
o     Kanser:  Özellikle  pankreas,  yumurtalık,  akciğer  kanseri  ve  vücuda  yayılım  göstermiş tüm  kanserlerde  pıhtı  oluşumu  kolaylaşır.  Meme  kanserinde  tamoksifen  veya raloksifen kullanımı riski artırır. 
·      Uzun süren hareketsizlik:  
o     Ameliyat, travma, kronik hastalık nedeniyle uzun süreli yatak istirahati  
o     Oturur pozisyonda, beş saatten uzun süren yolculuk 
·      Ameliyat: 
o     Özellikle kalça ve diz protez ameliyatları, emboli için başlı başına risk faktörüdür. Bu riski  azaltmak  için  genellikle  ameliyat  öncesi  ve  sonrasında  koruyucu  amaçla  kan sulandırıcı uygulanır. 
o      Ameliyat sırasında uygulanan genel anestezinin süresi arttıkça da risk artar. 
o     Basitçe her türlü ameliyatta hareketsiz kalma ve yatağa bağımlılık süresi arttıkça risk de  artar.  Bu  nedenle  hekimler,  ameliyat  sonrasında  hastalarını  olabilecek  en  erken sürede ayağa kaldırmaya, yürütmeye çalışırlar.  
·      Diğer  faktörler:  Birden  fazla  risk  faktörünün  varlığında  aşağıdaki  durumlar  pıhtı  oluşma ve emboli riskini arttırır. 
o     Sigara içmek 
o     Şişmanlık:  Özellikle  sigara  içen  ve  yüksek  tansiyonu  olanlarda  şişmanlık,  pıhtı oluşumunu kolaylaştırır. 
o     Östrojen (kadınlık hormonu) kullanımı: Doğum kontrol hapları, menapoz veya başka nedenlerle  hormon  tedavisi  pıhtı  oluşumuna  zemin  hazırlar.  Sigara  içen  kadınlarda hormon kullanımı riski daha da arttırır. 
o     Gebelik,  bacak  ve  kalça  toplardamarlarında  kanın  dolaşımını  yavaşlatarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlar. 
o     Genetik yatkınlık

4- Akciğer embolisi nasıl oluşur? 
 
Hazırlayıcı faktörlerin varlığında, sıklıkla bacak toplardamarlarında oluşan pıhtının bulunduğu yerden koparak  kan  dolaşımına  katılması  ve  sırasıyla  önce  kalbe  oradan  akciğer  atar  damarlarına  ulaşması 

sonucu  emboli  ortaya  çıkar.  Pıhtının  büyüklüğüne  göre  büyük  ya  da  daha  küçük  çaplı  damarlarda tıkanma olur. 
 
5- Akciğer embolisinin belirtileri nelerdir? 
 
Pıhtının büyüklüğüne ve altta yatan hastalığın ciddiyetine bağlı olarak belirtiler hafif nefes darlığı ve göğüs  ağrısından  ağır  solunum  ve  dolaşım  yetmezliğine,  ani  kalp  ve  solunum  durmasına  kadar değişen bir çeşitliliktedir.  
 
Sıklıkla aşağıdaki belirtiler ortaya çıkar: 
 
- Nefes  darlığı:  Tipik  olarak  aniden  başlar  ve  eforla  şiddetlenir;  hastanın  nefes  alıp  vermesi hızlanmış ve dakikadaki solunum sayısı da artmıştır (hasta adeta nefes nefesedir). 
- Göğüs ağrısı: Göğsün tam ortasında kalp krizine benzer şiddette olabileceği gibi; batıcı yan ağrısı tarzında, derin solumakla artan bir ağrı da olabilir 
- Öksürük, kanlı balgam ya da balgamda çizgi şeklinde kan bulunması  
- Bacak  ağrısı,  şişlik,  kızarıklıklık:  İki  bacak  arasında  çap,  ısı  ve  renk  değişikliği  ile  kendini gösterir, bacak toplardamarlarında pıhtı oluştuğunu düşündürür. Nadiren her iki bacakta da olabilir. 
- Parmak  uçları  ve  dudaklarda  morarma,  ateş,  terleme,  çarpıntı,  baş  dönmesi  gibi  belirtiler daha az sıklıkla ortaya çıkar. 
 
6-  Ne zaman doktora gitmeli? 
 
Akciğer  embolisi  ciddi  ve  hayatı  tehdit  edici  bir  hastalıktır.  Ani  başlayan  ve  açıklanamayan nefes  darlığı,  hızlı  soluma,  göğüs  ağrısı  ve  kanlı  balgam  halinde  acil  olarak  hekime başvurmalıdır. 
 
7- Hastalığın seyri nasıldır? 
 
Akciğer  embolisi  hayatı  tehdit  edici  bir  hastalıktır  ve  önemli  bir  “ani  ölüm”  sebebidir. Hastaların yaklaşık üçte birinde maalesef tanı konulamadan ölümle sonuçlanır. Ancak tanı ve tedaviye hemen başlanması halinde bu sayı hızla azalır. Başlangıçta şok tablosuna girmiş yani dolaşım ve  solunum  yetersizliği  gelişmiş  hastalarda  tedaviye  karşın  ölüm  riski  fazladır.  Tedavi  ilerledikçe, günden güne bu risk azalır.  
 
Akciğer  embolisi,  tekrarlayabilen  bir  hastalıktır;  bir  kez  emboli  geçirenlerde  emboli  olma  riski  bu hastalığı  hiç  geçirmemiş  olanlara  göre  daha  fazladır.  Tekrarlayan  emboliler  zamanla  akciğer damarlarında hipertansiyon gelişmesine yol açabilir. 
 
8- Akciğer embolisi tanısı nasıl konulur? 
 
Tanıda hastalığın öyküsü ve klinik bulgular çok önemlidir. Bu nedenle hastalar şikayetlerini net olarak anlatmalı,  önceki  sağlık  durumu  ile  ilgili  bilgileri  hekimlerine  anlatmalıdır.  Uzun  süren  yolculuk  veya uzun süreli yatak istirahati gerektiren durumlarını ifade etmelidir.  

Akciğer embolisinden şüphe edilen bir hastada kan testleri, akciğer filmi, kalp grafiği, bacak ultrasonu, tomografi, sintigrafi ve anjiyografi gibi bir dizi tetkikler yapılır. Kesin tanı için bazen bu tetkiklerin biri veya ikisi yeterli olabilirken, bazen anjiyografiye kadar tüm tetkikler gerekebilir. 
 
9- Tedavi nasıl yapılır? 
 
Akciğer  embolisinden  şüphelenilen  hastaya  mümkün  olan  en  kısa  sürede  tedavi  başlanması  esastır. Yani tedaviye başlamak için teşhisin kesinleştirilmesi gerekmez.  
 
· Tıbbi  Tedavi:  Hastaların  büyük  çoğunluğunda  ilaç  tedavisi  yeterlidir.  Tedavi,  pıhtı önleyici  (kan  sulandırıcı)  ya  da  pıhtı  eritici  ilaçlarla  yapılır.  Pıhtı  eritici  ilaçlar  ciddi kanamalara  sebep  olabildiği  için  sadece  acil  ve  hayatı  tehdit  edici  durumlarda kullanılır. Sonrasında yine pıhtı önleyicilerle devam edilir. Bu tedavi en az 6 ay devam eder. 
· Diğer işlemler:  Akciğer damarında çok büyük bir pıhtı varsa doğrudan ameliyatla pıhtı çıkarılabilir.  Tekrarlayan  embolilerde  ve  kan  sulandırıcı  kullanamayan  hastalarda vücudun  ana  toplardamarı  olan  vena kava’ya  süzgeç  takılabilir.  Bu  prosedürler oldukça nadir olarak gerekmektedir. 
 
10- Pıhtı önleyici kullanan hastaların dikkat etmesi gerekenler: 
 
Tedavinin  uzun  süreli  olması  nedeniyle  taburculuk  sonrası  hastalar  ayaktan  takip  edilerek,  kan sulandırıcının etkinliği kan tetkikleri ile test edilir ve ilaç dozu ayarlanır. Bu tür ilaçlarla kan pıhtılaşma süresi uzayacağından kanama eğilimi artar. Uzun süren burun kanamaları, tükürük, idrar ya da dışkıda kan görülmesi, siyah renkte dışkılama veya herhangi bir çarpma olmaksızın vücutta beliren morluklar halinde, kontrol tarihiniz olmasa bile doktorunuza başvurmanız gerekir. 

Trafik kazası, darp, yaralanma, düşme, şiddetli baş çarpması gibi durumlarda görünürde herhangi bir yara-bere olmasa bile, iç kanama olabileceğinden mutlaka doktorunuza başvurmanız gereklidir. 

Kullandığınız  ilacın  adı,  kullanım  dozu  ve  son  kan  testlerinizin  yazılı  olduğu  bir  kartı  her  zaman yanınızda bulundurmanız, bilinç kaybı ile birlikte olan kazalarda acil müdahale sırasında hekimlere yol gösterecektir. 

Pıhtı  önleyici  ilaçlar  diğer  ilaçlarla  etkileşir. Bu  nedenle  bir  başka  ilaç  kullanmanız  gerektiğinde doktorunuza  bu  durumu  bildirmeniz  gerekir.  Ağrı  kesici  olarak  “parasetamol”  içeren  ilaçları  tercih etmeniz; aspirin ve antiromatizmal ilaçlar kullanmamanız önerilir.  

Pıhtı  önleyici  ilaçlar  beslenmeden  de  etkilenir.  K  vitamini  açısından  zengin  gıdaların  (brokoli,  marul, ıspanak  gibi  yeşil  yapraklı  sebzeler,  bezelye,  karaciğer,  yumurta  sarısı,  buğday  kepeği, kaşar  peyniri, soya yağı) aşırı tüketimi ilacın etkisini azaltıp pıhtı oluşumunu kolaylaştırırken; kırmızıbiber, papatya, sarımsak, zencefil, yeşil çay, zerdeçal gibi gıdalar da ilacın etkisini arttırarak kanama eğilimini arttırır. Bu nedenle beslenme konusunda dikkatli olunması gereklidir. 

Uz. Dr. Tülay Yarkın

“İnterstisyel  akciğer  hastalığı”  tanımı  100’den  fazla  farklı  hastalığı  içerir.  Bu  hastalıklar  farklı olsalar da; akciğerlerde benzer değişikliklere neden oldukları için aynı isim altında toplanmıştır. Hastalarda aynı şikayetlere yol açarlar. 
 
Akciğerlerin  temel  görevi  vücuda  gerekli  oksijeni  sağlamaktır.  Akciğerdeki  hava  kesecikleri (alveol) kana oksijen geçişini sağlayan asıl yapılardır. İnterstisyel akciğer hastalıklarında bu hava keseciklerinin  duvarında  inflamatuar  hücreler  birikir,  hastalık  ilerlediğinde  etrafındaki  bağ dokuda kalınlaşma ve sertleşmeye yol açar ve kana oksijen geçişi bozulur, vücut için gerekli olan oksijen sağlanamaz. İleri evrede akciğerler sertleşir ve büzüşür. 

İnterstisyel akciğer hastalıkları; kanser değildir ve mikrobik nedenli oluşmaz, bulaşıcı değildir.
 
Hastalıkların  seyri  faklı  olabilir.  Bazıları  hafif  seyrederken  bazıları  daha  ciddi  nefes  darlığı  ve solunum yetmezliğine neden olur.  Nedeni bilinmeyen interstisyel akciğer hastalıklarından en sık 
görüleni  ‘’idyopatik pulmoner fibrozis’’ tir ve diğerlerine göre daha hızlı ilerler.  
 
İnterstisyel akciğer hastalıklarının nedenleri nelerdir? 
 
Bazı hastalarda interstisyel akciğer hastalığının neden geliştiği henüz bilinmemektedir ve ‘’nedeni bilinmeyen interstisyel akciğer hastalıkları’’ olarak adlandırılırlar.
 
Bilinen nedenler; 
 
·     Bazı romatizmal hastalıklar
·     Bazı ilaçlar
·     Mesleksel veya çevresel maruz kalınan tozlar (asbest- silika- kömür gibi) 
·     Sigara içimi 
·     Yüksek dozda radyasyon  
 
Ne sıklıkta ve kimlerde görülür? 
 
İnterstisyel akciğer hastalıkları nadir görülen hastalıklardaır (yüz bin nüfusta 60-100 hasta). Nedeni bilinmeyen grupta bulunanlar daha sık 50 yaş üstünde kişilerde gelişmektedir. 
 
Hastalığın belirtileri nelerdir? 
 
Hastalık erken dönemde belirti vermeyebilir ve başka bir nedenle çekilmiş akciğer filmlerinde saptanabilir. Hastalar en çok kuru öksürük ve eforla artan nefes darlığından yakınırlar. Yaşıtlarına 
göre daha çabuk yorulduklarını ifade ederler. 
 
Belirtiler en sık;  
 
·     Özellikle egzersizle artan nefes darlığı
·     Öksürük (genellikle balgamsızdır) 
·     Genel yorgunluk ve güçsüzlük 
·     İştahsızlık 
·     Kilo kaybı 
·     Parmaklarda çomaklaşma



İnterstisyel akciğer hastalığında tanı için hangi testler uygulanmaktadır? 
 
Öncelikle  bu  hastalığa  yol  açabilecek  bir  neden  olup  olmadığı  araştırılır.  Hastaların  kullandığı ilaçlar,  geçirdiği  hastalıklar,  doğduğu  ve  yaşadığı  yer,  bugüne  kadar  yaptığı  işler, çalıştığı ortamlar,  hobileri  hastalığın  nedenini  saptamada  önemlidir.    Nedeni  bilinemeyen  grupta hastalığın  seyri,  tedavi  yaklaşımları  ve  takipleri  değişkenlik  gösterir.  Bu  nedenle  değişik tanı yöntemleri ve bazen akciğer biyopsisi ile tanı konulması gerekmektedir. 
 
Bu amaçla;
 
·     Akciğer filmleri ve bilgisayarlı tomagrafi çekilerek hastalığın yaygınlığı değerlendirilir, 
·     Solunum fonksiyon testleri ile solunum kapasitesi değerlendirilir, 
·     Atar damardan kan alınarak kan gazlarına; kandaki oksijen ve karbondiyoksit düzeylerine bakılır, 
·     Bronkoskopi:  Öncelikle  hastanın  işlem  için  uygunluğu  değerlendirilir.  Uygun  ise akciğerlere  ışıklı  ince  bir  tüp  ile  girilerek  bronşlar  değerlendirilir.  Bronkoskopi  sırasında bronkoalveolar lavaj (BAL) yapılarak  alveollerdeki hücre özellikleri incelenir ve akciğerde küçük (milimetrik) biyopsiler alınabilir  
·     Akciğer biyopsisi: Ameliyat ile akciğerden biyopsi (santimetrelik) alınır. 
 
Nasıl tedavi edilir? 
 
İnterstisyel akciğer hastalıklarının seyri ve tedavi seçenekleri hastalığa göre değişir.  Bazıları tedavi ile düzelirken bazısı  tedavi ile tamamen düzelmez. Ortak olan, hayat boyu düzenli takip gerektiğidir. 
 
Hastalık kronik bir hastalık olması nedeniyle tanı konulduğunda sosyal ve psikolojik destek gerekebilir. 
 
Eğer  neden  olan  bir  faktör  varsa  ona  yönelik  tedavi  verilir.  Eğer  meslek  veya  ilaç  gibi  nedenler saptanmışsa  hastanın  o  nedenlerden  uzaklaşması  sağlanmalıdır.  Söz  konusu  ilacın  kesilmesi, 
varsa mesleki maruziyetin sonlandırılması gibi. 
 
Tedavi  başlama  kararı  interstisyel  hastalığın  nedeni,  türü  ve  hastanın  genel  durumu  birlikte değerlendirilerek verilir. Kullanılacak ilaçların ciddi yan etkileri olduğu için, bazı hastalarda tedavi önerilmemektedir. 
 
Hastaya tedavi başlama kararı verilmişse kullanılacak ilaçlar kortizon (kortikosteroid) ve kortizon benzeri bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır. Bu ilaçları kullanan hastalar;  ilaç yan etkileri ve hastalığın seyri  açısından  belli  dönemlerde  kontrole  çağrılacaktır.  Düzenli  kontrol  bu  tedaviler sırasında  çok  önemlidir.  Kortizon  tedavisi  başlanan  hasta  tansiyon,  şeker  ve  kemik  erimesi açısından izlenmelidir.  
 
Bazı durumlarda hastaya uzun süre oksijen kullanması önerilir. Bu amaçla gerekli olan hastaların evlerine oksijen makinesi verilmektedir. 
 
Pulmoner rehabilitasyon ile egzersiz kapasitesinde iyileşme sağlanabilir. 
 
Bazı hastalarda ise akciğer transplantasyonu gerekebilmektedir. 

Sarkoidoz sizin için ne ifade ediyor ?

SARKOİDOZ, birçok organı tutabilen ancak en çok akciğerleri ve vücuttaki lenf bezlerini tutan İYİ HUYLU bir hastalıktır. En sık 20-40 yaş arasında ortaya çıkmakla birlikte her yaşta görülebilmektedir. Nadiren aynı aileden birden fazla hasta görülmekle birlikte IRSİ olup olmadığı bilinmiyor. Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Bulaşıcı DEĞİLDİR. Neyin sebep olduğu henüz bilinmiyor. Fakat bazı mikroplar, virüsler, çam tozları, kil ve toprak tozları gibi nedenler tartışılmaktadır.

Bu hastalık sık mı görülür?

Amerika’da yüz bin kişinin beşi sarkoidoz hastasıdır. Türkiye’de ise sıklığı net olarak bilinmiyor. Ancak verem gibi yaygın bir hastalık değildir.
 
SARKOİDOZUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Hiçbir belirti olmayabilir, olduğunda tuttuğu organa göre belirtileri değişir ve çok çeşitli olabilir.



SARKOİDOZUN TANISI NASIL KONULUR?

Hastalığınızın tanısını koyabilmek için doktorunuz sizi muayene edecek, akciğer filmi (gerekirse tomografi) çekecek, çeşitli kan ve idrar tahlilleri yaptıracak ve sarkoidozun tutabileceği tüm organları bulgularına göre çeşitli tetkik ve konsültasyonlarla tarayacak. Bu hastalığa benzer belirtileri olan diğer hastalıklardan (tüberküloz, lenfoma…) ayırmaya çalışacak, gerekirse biyopsiyle doku örneği alacaktır. Doku örneği için akciğer tutulumu varsa bronkoskopi ile ya da akciğerdeki lenf bezlerinden ameliyatla parça alınacaktır.

DOKTORUM HASTALIĞIMI NASIL TEDAVİ EDECEK?

•          Bu hastalığın en iyi tarafı her hastayı tedavi etmeye gerek olmamasıdır.
•          Hastaların ancak yarısından azında tedavi gerekmektedir. Çünkü hastalığınız kendiliğinden de düzelebilmektedir.
•          Tedavi kararı için önce hastalığınızın evresini belirliyoruz.
•          Hastalığın sizi ne kadar etkilediğini saptamak için nefes ölçümleri ve bilgisayarlı tomografi gibi ileritetkikler yapıyoruz

EĞER;
- Hastalığınız ileri derecede ise,
- Size zarar veren bir organınızı (beyin, böbrek, kalp… gibi) tutmuş ise,
- Hızlı ilerliyor ise,


TEDAVİ EDİYORUZ.
•          Tedavide kortizonlu ilaçlar başta olmak üzere çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır.
•          Tedavi süresi, ortalama bir yıl olup duruma göre değişebilir.
 
 
SARKOİDOZ İLE NASIL YAŞANIR?

•          Bu hastalık kendi kendine düzelebilir, hep aynı kalabilir veya ilaç ile düzelebilir. Çok nadir olarak ileri derece nefes darlığı ile yaşamak zorunda kalabilirsiniz.
•          Sarkoidozlu hastalar normal yaşamını sürdürebilir ve sarkoidozlu olmayan diğer insanlar gibi tüm işlerde çalışabilirler.
•          Eğer sarkoidoz hastasıysanız şikayetiniz olmasa bile düzenli olarak doktor kontrolüne gitmeniz gerekir.
•          Kadın hastaların hamile kalmasında sakınca yoktur. Ancak hamile kalmadan önce mutlaka doktorunuz ile konuşmalısınız, hamileliğiniz boyunca ve doğum sonrasında doktorunuz ile iletişim kurmalısınız.
*** www.nsrc-global.net www.stopsarcoidosis.org gibi sitelerden de bilgi alabilirsiniz***
 
Uz. Dr. Esen AKKAYA –  Uz. Dr. Sinem GÜNGÖR

1-Solunum fonksiyon testleri ne demektir? 
 
Akciğer  fonksiyon  testleri  olarak  ta  bilinen  solunum  fonksiyon  testleri  ,akciğerlerinizin  ne  kadar  iyi çalışıp  çalışmadığını  ölçmek  için  kullanılır.  Bu  testler  nefes  darlığı  gibi  yakınmaları  olan hastalarda hastalıkların  tanısında  yardımcı  laboratuvar  incelemesidir.Doktorlar  bu  testi    astım,  pulmoner fibrozis(akciğer dokusunun sertleşmesi), KOAH hastalıklarında(kronik obstrüktif akciğer hastalığı) gibi durumlarda tanıyı desteklemek amacıyla kullanırlar.
 
2-En sık kullanılan solunum fonksiyon testleri hangileridir? 
 
Spirometri:Bu  test  akciğerlerinize  giren  ve  çıkan  hava  miktarını  istirahatte,  zorlu  nefes  alıp  verme sırasında ve egzersizde ölçerek aynı yaşta ,cinste,boyda kişilerden elde edilen değerlerle karşılaştırır. Solunum yollarında darlık olduğunda giren ve özellikle çıkan hava hızı azalır.
 
Akciğer  difüzyon  kapasitesi:  Akciğerlere  giren  ve  çıkan  gazların  azalmasına  sebep  olan  darlığın oluşturduğu  direnç  ölçülür.  Akciğerlerin  oksijen  ve  karbondioksit  değişimini  yeterince  yapıp yapmadığı saptanır. 
 
3-Kimlere solunum fonksiyon testleri yapılır? 
 
- Nefes darlığı, öksürük, balgam çıkarma yakınmaları olanlara 
- Akciğer filminde normal dışı bulguları olanlara 
- Uzun süreden beri sigara içenlere 
- Ameliyat olacaklara 
- Akciğerleri etkileyecek işlerde çalışanlara (madenciler, akü fabrikasında çalışanlar vs.) 
- Sporculara 
 
4-Hangi hastalıkların tanısında kullanılır? 
 
- Astım 
- KOAH(Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) 
- Akciğer fibrozisi 
- Bronşektazi 
- Asbestoz 
- Sarkoidoz 
- Skleroderma 
- Akciğer kanseri 
 
5-Solunum fonksiyon testleri kimlerde risklidir? 
 
- Geçirilmiş miyokart infarktüsü 
- Kontrolsüz hipertansiyon 
- Yeni göz ameliyatı geçirenler 
- Akciğer ve batın ameliyatı geçirmiş,şiddetli ağrısı olan hastalar 
- Solunum sistemi enfeksiyonu olanlar Bu gibi durumlarda test öncesi hastaların teknisyeni bilgilendirmesi gereklidir. 
 
6-Solunum fonksiyon testi nasıl yapılır? 
 
Göğüs  Hastalıkları  Hastanelerinde  bu  testlerin  yapıldığı  labotatuvarlar  vardır.Spirometri, bu laboratuarların  temel  cihazıdır.Ölçüm  yapılan  elektronik  bölüm  ve  hastanın  nefes  alıp  verdiği  ağızlık kısmından oluşur.Hastalar laboratuvarda görevli teknisyen tarafından test ile ilgili olarak bilgilendirilir. 
 
İlk kez hasta tarafından kullanılacak ağızlık aletin giriş bölümüne yerleştirilir.Bu kısmı hasta dudakları ile  iyice  saracak  fakat  dişleri  ile  ısırmayacak  şekilde  ağzına  alır.Dudaklarını  iyice  kapatır.Hastanın burnu  ölçüm öncesi  özel  bir  mandalla  kapatılır.Hastalar  önce  sakin  bir  şekilde  nefes  alıp  verirken nefes  vermenin  sonunda  teknisyenin  kontrolüyle  zorlu,derin  ve  hızlı  bir  nefes  alırlar.Ardından teknisyenin hızlı, zorlu ve sonuna kadar nefes ver komutu ile nefes verirler.Nefes verme işlemi en az 6 saniye sürmelidir. 


 
7-Akciğerlerdeki gaz değişiminin ölçümü nasıl yapılır (Difüzyon testi)? 
 
Bu  testle  vücudun  oksijen  ihtiyacını  karşılayıp  karşılamadığını  ölçebiliriz.Testin  ölçümü  sırasında organizmaya  zarar  vermediği  bilinen  karbonmonoksit(CO)  gazı  ve  helyum(HE)kullanılırak  akciğer hacimlarıda ölçülür.Böylece solunum havasının ne kadar alındığı ve bunun içindeki CO yardımıyla ne kadar  gazın  kana  geçtiği  saptanır.Solunumla  alınan  CO  gazı  bilindiğinden  ,ne  kadarının  atıldığı ölçülür.Böylece  hava keseciklerinin  ve  onların  çevresindeki  damarların  ne  kadar  etkin  görev  yaptığı saptanır.


 
Uz. Dr. Hatice TÜRKER

VEREM (TÜBERKÜLOZ) NEDİR? 
 
Eskilerin  ‘’ince  hastalık’’  dediği  Verem  hastalığı,  verem  mikrobunun  solunum  yolu  ile  alınması  ile oluşan  BULAŞIÇI  bir  hastalıktır.  En  sık  akciğerleri  olmak  üzere  tüm  organları  tutabilir (Lenf bezi,kemik,böbrek,beyin…)
 
VEREM HALA ÖNEMLİ BİR SORUN MUDUR? 
 
Verem  Dünyada  ve  Ülkemizde  önemli  bir  halk  sağlığı  sorunu  olmaya  devam  etmektedir.  Dünya nüfusunun  üçte  biri  verem  mikrobu  ile  enfektedir  (vücutta  verem  mikrobu  var  olmak).  Verem mikrobu  ile enfekte  olanların  %10’unun  yaşamlarının  bir  döneminde  verem  hastası  olma  ihtimali vardır. 
 
Dünyada her yıl yaklaşık  9 milyon yeni hasta ortaya çıkmakta, 1,5 milyon insan veremden ölmektedir. Türkiye’nin 2012 yılı toplam verem hasta sayısı 14.691’dir. 
 
VEREM MİKROBUNUN ÖZELLİKLERİ 
 
Verem  mikrobu,  güneş  görmeyen  ortamlarda  havada  uzun  süre  canlı  kalabilir.  Güneşin  ultraviyole ışınları verem mikrobunu kısa sürede öldürür. 
 
VEREM HASTALIĞI NASIL BULAŞIR? 
 
Verem, tedavi görmemiş veya düzenli tedavi görmeyen hastaların aksırma, öksürme ve konuşmaları sırasında havaya yayılan mikropların solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Tedavi olmayan dirençli bir hasta dirençli mikrop bulaştırır. 
 
Tedavi olmayan bir verem hastası her yıl yaklaşık 10-15 kişiyi enfekte eder. 
 
VEREM HASTALIĞI NASIL OLUŞUR? 
 
Solunum  yoluyla  alınan  verem  mikrobu  verem  enfeksiyonuna  yol  açar.  Bu,  vücutta  verem  basilinin sessiz durduğu,  bir hastalık  olmayan durumdur (enfekte kişi). 
 
Enfekte  olan  kişilerin  %5’i    1-2  yıl  içinde  verem  hastası  olur,    %5’inde  ise  verem  mikrobu  vücutta sessiz  olarak  bekler.  Vücut  direncinin  düştüğü  durumlarda  verem  mikrobu  çoğalarak  verem hastalığına neden olur.
 
TÜBERKÜLOZ  ENFEKSİYONUNUN  TÜBERKÜLOZ  HASTALIĞINA  DÖNÜŞMESİNİ  KOLAYLAŞTIRAN DURUMLAR NELERDİR? 
 
5 yaş altındaki coçuklar, Yaşlılar, HIV enfeksiyonu olan kişiler, Bağışıklığı baskılayan tedavi alan kişiler( uzun süre kortizon kullanımı, kanser ilaçları..) Silikoz,  Diyabetes  mellitus,  kronik  böbrek  yetmezliği,  lösemi,  lenfoma  yada  kanseri  olanlar,  organ nakli olanlar, İdeal vücut ağırlığının %90’ından daha az kiloda olanlar, Sigara içenler, ilaç bağımlılığı olanlar, alkol kullananlar. 
 

VEREM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR? 
 
2-3 haftadan uzun süren öksürük, 
Ateş, 
Gece terlemesi, 
İştahsızlık, kilo kaybı, 
Yorgunluk, halsizlik, 
Balgam çıkarma, 
Kan tükürme, 
Nefes darlığı, 
Göğüs ve sırt ağrısı. 
 
2-3  HAFTADAN  UZUN  SÜRELİ  ÖKSÜRÜK  YAKINMASI  OLAN    EN  YAKIN  SAĞLIK  KURULUŞUNA BAŞVURMALIDIR. 
 
VEREM HASTALIĞININ TANISI NASIL KOYULUR? 
 
Balgamın mikroskopla incelenmesi ve kültürü Akciğer grafisi 
 
VEREM HASTALIĞI TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ? 
 
Verem hastalığı mevcut ilaçlar ile başarı ile tedavi edilmektedir. Ülkemizde verem ilaçları  ücretsizdir. 
 
VEREM HASTALIĞININ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR? 
 
4 veya 5 ilaçla 6-9 ay süre ile tedavi verilmektedir. İlaçların düzenli kullanılması esastır( birgün bile aksatılmamalıdır). Ülkemizde  2006  yılından  beri  uygulanan DOĞRUDAN  GÖZETİMLİ  TEDAVİ  (DGT)  ile, tüberkülozlu hastaların  her  doz  ilacını  her  gün  bir  sağlık  çalışanı  veya  eğitilmiş  bir  gönüllü  tarafından  hastaya verilmesini ve kaydedilmesini sağlanmaktadır.
 
DİRENÇLİ VEREM HASTALIĞI NEDİR? 
 
Verem hastaları ilaçlarını düzenli olarak ve yeterli süre (6-9 ay) kullanmazlarsa verem mikrobu ilaçlara direnç kazanır. Bu hastaların tedavi süreleri uzundur  (18-24 ay) ve daha fazla ilaç kullanılır. Bazen bu hastalar kaybedilebilmektedir. 
 
VEREM HASTALARININ YAKINLARI NE YAPMALIDIR? 
 
Hasta yakınları, özellikle aynı evde birlikte yaşayanlar mutlaka verem birimlerinde muayene olmalıdır. Hasta yakınlarının taramaları Verem Dispanserlerinde ücretsiz yapılmaktadır. Yakınmaları sorgulanır, Akciğer  grafisi çekilir  veya  Tüberkülin  deri  testi  (PPD)  yapılır.  Belirli  aralarla  kontrollar tekrarlanmalıdır. 
 
Mikrop  çıkaran  hasta  ile  aynı  evde  yaşayanlar,  özellikle  5  yaş  altı  coçuklara  6  ay  süre  ile  koruyucu tedavi  uygulanır. 

EVDE KORUNMA ÖNLEMLERİ 
 
Verem hastalarının bulunduğu ortamları havalandırmak, odanın güneş görmesini sağlamak, hastanın balgamda mikrop çıkarmayana kadar ayrı bir odada kalması. 
 
VEREM HASTASI ÇEVRESİNDEKİ İNSANLARI NASIL KORUYABİLİR? 
 
Aksırık, öksürük sırasında ağızın mendille kapatılması, Aksırık ve öksürük sonrasında eller yıkanmalıdır, Bulaştırıcı verem hastaları kapalı ortamlarda, başka insanlarla birlikte iken MASKE kullanmalıdır, İlaçlarını düzenli ve eksiksiz olarak yeterli süre kullanmalıdır, Sigara ve alkol kullanılmamalıdır. 
 
VEREM HASTALIĞINDAN NASIL KORUNABİLİRİZ? 
 
Bir  toplumda  veremden  korunmanın  en  etkili  yolu  verem  hastalarının  erken  teşhisi  ve  başarılı tedavisidir. Bu nedenle verem hastalarının yakın temaslılarının taranması ve verem hastalığı belirtileri olanların  verem birimlerine  baş  vurması  önemlidir.  Etkili  tedavi  ile  ilk  günlerden  itibaren  mikrop sayısı azalacağı için bulaşıcılık da azalır. 2-3 hafta sonra bulaşıcılık büyük oranda yok olur. 
 
BCG  (Verem)  aşısı  özellikle  coçukları  verem  hastalığından  ve  verem  hastalığının  ağır  formlarından korur. Ülkemizde doğumdan sonra 2. Ayını dolduran bebeklere yapılmaktadır. 
 
VEREM HASTASININ HASTANEYE YATMASI GEREKLİ Mİ? 
 
Hastanede  tedavi  ile  ayaktan  tedavi  arasında,  hastanın  iyileşmesi  ve  aile  bireylerine  bulaştırıcılık açısından fark yoktur. 
 
HASTANEDE TEDAVİSİ GEREKEN VEREM HASTALARI KİMLERDİR? 
 
Kronik,  ilaç  dirençi  saptanan,  tedavi  yetersizliği  olan,  tedaviye  uyumsuz    ve  genel  durumu  bozuk hastalar, Yaygın hastalığı olan, fazla miktarda kan tükürmesi olanlar, Şeker, böbrek, karaciğer hastalığı gibi ek hastalığı olanlar, İlaç yan etkisi olan hastalardır. 
 
Doç.Dr.Tülin KUYUCU 

Zatürre yada tıbbi tanımla pnömoni nedir? 
 
Halk  arasında  zatürre  olarak  bilinmekte  olan  hastalık  akciğer  dokusunun iltihaplanmasıdır. Tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilen hastalık, bilhassa vücut direnci düşük hastalarda, küçük çocuklarda, ek kronik hastalığı olanlarda, yaşlılarda  ağır  seyretmektedir.  Ülkemizde  ölüm  nedenleri  arasında  5. sıradadır.Tüm  dünyada  işgücü  kaybına  ve  maddi  yüke  neden    olan  önemli  bir 
hastalıktır. 
 
Hastalık ne kadar sıktır? 
 
Her  sene    Dünya  sağlık  örgütü  verilerine  göre  1000  kişiden  ortalama    10-15  i  pnömoni  hastası  olmaktadır.  Bu  hastaların  20.000-40.000’i  hayatını kaybetmektedir.  Amerika’da  pnomokoklara  bağlı  pnömonilerde  100.000-175.000      kişi       hastanede       yatırılmaktadır.       Ülkemizde       Sağlık       bakanlığı istatistiklerine göre her yıl 90.000 pnömoni görülmekte 2.500 ölüm olmaktadır. 
Ancak uzmanlar bu verilerin çok daha yüksek olduğunu düşünmektedirler. 
 
Hastalık etkenleri nelerdir ? 
 
Bakteriler,  virüsler,  parazitler,  mantarlar  gibi  pek  çok  patojen  hastalığın oluşmasına neden olur. 
 
Hastalık  çoğunlukla  hastanın  vücut  direncinin  düşmesi  nedeni  ile  kendi  ağız, burun  vs.  gibi    yerlerde       bulunan  ve  hastalık  nedeni  olmayan mikroorganizmaların  hastalık  yapar  hale  gelmesi  (patojenite  kazanması)  ile endojen  olarak  meydana  gelir.  Yada  eksojen    olarak  bulaşma  nedeni  ile dışarıdan alınabilir. Bulaşma genellikle solunum yolu ile olur. 
 
Hastalık oluşmasına neden olan risk faktörleri nelerdir ?  
 
Hastaya bağlı etmenler: 
 
1- İleri yaşta olmak,
2- Sigara, alkol, uyuşturucu madde kullanımı, 
3- Ek  kronik  hastalıkları  olmak(  Diabetes  mellitus  Şeker  hastalığı),  kronik karaciğer,  böbrek  hastalıkları,  kanser,  yutma  güçlüğüne  neden  olan  hastalıklar, Alzheimer(bunama),  bilinç  bozukluğu yapan  hastalıklar,  bağışıklık  sistemini etkileyen  hastalıklar  (AİDS,  kanser,kanser  tedavisi  almak,uzun  süreli  kortizon vb.gibi bağışıklık sistemini etkileyecek ilaçlar kullanmak.) 
4- Yabancı cisim aspirasyonu, 
5- Düzensiz, kötü yaşam koşulları 
6- Son dönemde geçirilmiş  uzun süren ameliyatlar 
7- Ağır grip geçirmek 
8- Suçiçeği, kızamık, difteri, boğmaca ve bunun gibi hastalıkları geçirmek 
9- Öksürük refleksinin bozulması 

Kaç tip pnömoni vardır ? 
 
Hastalık toplumdan edinilmiş(TGP), hastane kökenli (HGP), bağışıklığı baskılanmış hastalarda görülen pnömoniler olarak sınıflandırılabilir. Hastane kökenli pnömoniler hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olduğu bilinen hastalarda, yattıktan  48 saat sonra ve hastaneden taburcu olduktan 48 saat sonra başlayan pnömonilerdir. 
 
Biz burada toplumdan edinilmiş pnömonilerden bahsedeceğiz. Toplumdan edinilmiş pnömoniler hastane ile ilgisi olmayan kişilerde meydana gelen pnomonilerdir. 
 
Hastalık belirtileri nedir? 
 
Bazı  pnömoniler  bilhassa  yaşlılarda  sinsi  başlangıçlı  olup  bulgu  vermeyebilir, bazılarıda  daha  çok  gençlerde  ani  başlangıçlı  gürültülü  ağır  bir  tablo  ile başlayabilir.  Hastalığın  başlangıcı  üst  solunum  yolu  hastalığı  bulguları  ile başlayabilir. 
 
1- Yüksek ateş:Üşüme ve titreme ile başlayan yüksek ateş (39-40 °C ), 
2- Öksürük  ve  balgam  (yeşil,kirli  ve  paslı,bol,koyu  kıvamlı),bazen  kanlı  veya  pis 
kokulu, 
3- Yan ağrısı, 
4- Halsizlik, 
5- Kas ağrıları, 
6- İştahsızlık 
7- Bulantı,kusma 
8- Ciltte solukluk 

Hastalığın teşhis ve tedavisi nasıl yapılır? 
 
Hastalık belirtileri olan hastalar hemen poliklinik ve hastanelere başvurmalıdırlar.  Hastalığın  erken  teşhis  edilmesi  ve  tedaviye  erken başlanmasının hayati önemi vardır.  
 
Polikliniğe  başvuran  hastalardan  fizik  muayene  sonrası  kan,  idrar,  balgam tahlilleri,  akciğer  filmleri  istenir.  İlgili  göğüs  hastalıkları  uzmanları  tarafından değerlendirilir. Genel  durumu iyi olan ayaktan  poliklinikte  tedavi  edilebilecek hastalar tetkik ve tedavileri sonrası reçeteleri düzenlenerek  evlerine gönderilir, poliklinik  kontrolüne  çağırılır.  Klinik  servise  veya  acil  olarak  yoğun  bakıma 
yatırılma  koşullarına  uyan  hastalar  hastanede  bu  ilgili  birimlere  yatırılarak uzmanların gözetiminde tetkik ve tedavi edilirler. 
 
Hastalıktan korunulabilirmi? 
1- Hastaya ait sigara, alkol, madde kullanımının önlenmesi, 
2- Kronik ek hastalıkların kontrol altına alınması, 
3- Alzheimerlı,  yatağa  bağlı  hastalarda  hastanın  pozisyonuna  dikkat  edilmesi, yediği  gıdaları  aspire  etmemesi  için  gerekli  önlemlerin  alınması,  gerekirse nasogastrik  sonda  takılması,  PEG açılması  işlemleri  için  göğüs  hastalıkları, dahiliye ve gastrenteroloji birimlerinin görüş ve desteklerinin alınması. Hastanın bakımı sırasında hijyen koşullarına uyulması. 
4- Koruyucu önlem olarak gripten korunma bilhassa risk gruplarında pnomoniye neden  olabileceğinden  dolayı  önemlidir.  Grip  salgını  olan  sezonlarda  toplu yerlerde  bulunmaktan  kaçınma,  sıksık  el yıkama,  hijyene  uymak  koruyucu olacaktır.Ayrıca bilhassa risk gruplarında her sonbaharda grip aşısı uygulanması grip  hastalığının  provake  edeceği  veya  bizzat  neden  olabileceği  pnomoni hastalığı riskini azaltacaktır. Grip aşısı kas içine her yıl yeni hazırlanan sujlardan yapılır. Yumurta alerjisi olduğu bilinen kişilere uygulanmaz. 

Uygulanması önerilen kişiler: 
- 65 yaş hastalar 
- Kronik akciğer,kardiovaskülerhastalıklar,Diabetes mellitus (Şeker hastalığı),böbrek hastaları 
- Yüksek riskli hastalarla çalışan sağlık personeli ve yakınları, 
- Güvenlik görevlileri,itfaye personeli, 
- Grip mevsiminde hamilelik. 

5- Pnomokok  aşısı uygulanması : En sık pnomoni nedeni Streptokokus pneumoniadır.Elimizde bu bakteiye karşı hazırlanmış pnomokok aşısı vardır.Aşı polivalan ve konjuge olarak iki tiptir. Polivalan aşı 5 yılda bir kas içine uygulanır. Konjuge aşı 10 yıl immün yanıt verir.

Aşı yapılması gerekli olan kişiler:

- 65 yaş hastalar 
- Bağışıklık sistemi normal olmasına rağmen 
- Kronik kalp, akciğer, karaciğer,böbrek hastalığı olanlar, 
- Alkol bağımlılığı,uyuşturucu madde kullanımı, 
- Bağışıklık sistemi yetersiz veya baskılanmış olanlar    
- Kronik böbrek yetmezliği, 
- Organ transplantı olanlar, 
- AIDS virüsü taşıyıcıları, 
- Kronik dalak fonksiyon bozukluğu olanlar,dalağı alınanalar (Splenektomi) olmuş olanlar, 
- Beyin –omurilik sıvısı kaçağı olanlar, 
- Pnomokok hastalığı veya komplikasyonu  riski yüksek ortamlarda yaşayanlar.  
 
Dr.Armağan HAZAR

Endobronşiyal Ultrasonografi (EBUS) yöntemi nedir?
 
EBUS;  uç  kısmında  ustalıkla  tasarlanmış  bir  ultrasonografi  başlığı  bulunan  ince bükülebilir  bir  alet  ile  ağzınızdan  girilerek  solunum  yollarınızın  ultrasonografik  olarak görüntülenebildiği  ve  yine özel  bir  iğnesi  sayesinde  özellikle  göğüs  boşluğunuz  içerisinde normal  bronkoskopi  yöntemi  ile  ulaşılamayan  belirli  bölgelerdeki  büyümüş  lenf  bezlerinizin ya  da  merkezi  havayollarınıza komşuluk gösteren  lezyonlarınızın  içine  girebilmeye  olanak sağlayan,  kişiyi  ileri  cerrahi  girişimden  kurtarabilen  oldukça  gelişmiş  ve  yararlı  tanısal  bir yöntemdir.  Ülkemizde  sınırlı  sayıda  merkezde  yapılan EBUS  yöntemi,  hastanemizde  uzun yıllardan bu yana deneyimli bir ekip tarafından başarı ile uygulanmaktadır.

EBUS yöntemi hangi durumlarda kullanılmaktadır?
 
Bu  yöntem,  özellikle  göğüs  boşluğu  içerisindeki  büyümüş  lenf  bezlerinin  tanısında, konvansiyonel yöntemlerle ulaşılamayan tümörlerin tanısı ve evrelemesi ile tedavi kararında, sarkoidoz, lenfoma, tüberküloz  gibi  hastalıkların  tanısında  ve  büyük  akciğer  damarları düzeyindeki pıhtıların saptanmasında başarı ile kullanılabilmektedir. 
 
İşlemin nasıl yapıldığı hakkında bilgi alabilir miyim? Özellikle beni genel anestezi ile uyutacak mısınız? 
 
EBUS  işlemi  öncesinde  ayrıntılı  bir  öykünüz  alınmakta,  mevcut  hastalıklarınız  ile  kan sulandırıcılar  da  dahil  kullandığınız  ilaçlar  sorgulanmakta,  gerekli  ön  tetkikler  yapılmakta  ve işlemin yapılıp yapılmayacağına karar verilmekte ve ona göre en geç bir hafta içinde randevu verilmektedir.  Kullandığınız  ilaçları  doktorunuza  danışmanız  önemlidir.  Bu  yöntemde ameliyathane  şartlarında genel anesteziye  gerek  kalmaksızın  orta  derecede  sedasyon yeterlidir. İşlemden en az 6 saat öncesinden başlayarak hiçbir şey yememeniz ve içmemeniz gerekmektedir.  İşlem  sırasında  önce boğazınız,  ses telleriniz  ve  solunum  yollarınız  lokal olarak uyuşturulmakta, genellikle orta dozda midazolam adlı bir ilaç uygulanmakta ve gerekli durumlarda  sedatizasyona  anestezi  uzmanı  eşliğinde propofol  adlı  bir ilaç  eklenmektedir. Böylece  siz  neredeyse  hiçbir  şey  hissetmiyor  olacaksınız.  İşlemin  süresi  hastaya  göre değişebilmekle birlikte, ortalama 15 – 30 dakika sürmektedir. İşlem üresince tansiyonunuz, nabzınız,  elektrokardiyografik  traseniz,  oksijen  satürasyonunuz  gibi  tüm  hayati fonksiyonlarınız bir monitör üzerinden takip edilmekte ve anında müdahale edilebilmektedir. İşlem sonrasında genellikle aynı gün içinde taburculuk işleminiz gerçekleştirilmektedir. Yine 2 saat  kadar  hiçbir  şey  yememeniz  ve  içmemeniz  gerekmektedir.   Kullanılan  ilaçlar  nedeni  ile dönüşte  tek başına araba  kullanamayacağınızı  ve  o  gün  resmi  evrak  imzalamamanız gerektiğini de hatırlatmak isteriz.  
 
EBUS güvenilir bir yöntem midir? 
 
EBUS  son  derece  güvenilir  bir  yöntemdir.  İşlem  sırasında  nadiren  ajitasyon,  öksürük ve  iğne  yerinde  kanama  gibi  hafif  yan  etkiler  görülebilmektedir.  Mediastinit,  mediastinal abse, perikardit, kanama,  infeksiyon  gibi  daha  nadir  ciddi  komplikasyonlar  bildirilmekle birlikte,  işlemin  tanısal  değeri  düşünüldüğünde  yapılabilecek  en  düşük  riskli  cerrahi  dışı yöntemlerden biri olduğu kabul edilmektedir.  
 
EBUS işlemi için herhangi bir ücret alınıyor mu?
 
Kişinin  genel  sağlık  sigortası  olduğu  sürece  EBUS  işlemi  için  hiçbir  ücret  talep edilmemektedir. İşlem sırasında alınan materyal örneklerinde bazı durumlarda hastanemizde yapılamayan  özel incelemeler  gerekebilmekte,  ancak  o  zaman  da  aynı  şekilde  ücret ödemeyeceğiniz resmi kurumlara yönlendirilmektesiniz.
 
 
Prof. Dr. Ali Metin GÖRGÜNER

Zatürre yada tıbbi tanımla pnömoni nedir? 
 
Halk  arasında  zatürre  olarak  bilinmekte  olan  hastalık  akciğer  dokusunun iltihaplanmasıdır. Tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilen hastalık, bilhassa vücut direnci düşük hastalarda, küçük çocuklarda, ek kronik hastalığı olanlarda, yaşlılarda  ağır  seyretmektedir.  Ülkemizde  ölüm  nedenleri  arasında  5. sıradadır.Tüm  dünyada  işgücü  kaybına  ve  maddi  yüke  neden    olan  önemli  bir 
hastalıktır. 
 
Hastalık ne kadar sıktır? 
 
Her  sene    Dünya  sağlık  örgütü  verilerine  göre  1000  kişiden  ortalama    10-15  i  pnömoni  hastası  olmaktadır.  Bu  hastaların  20.000-40.000’i  hayatını kaybetmektedir.  Amerika’da  pnomokoklara  bağlı  pnömonilerde  100.000-175.000      kişi       hastanede       yatırılmaktadır.       Ülkemizde       Sağlık       bakanlığı istatistiklerine göre her yıl 90.000 pnömoni görülmekte 2.500 ölüm olmaktadır. 
Ancak uzmanlar bu verilerin çok daha yüksek olduğunu düşünmektedirler. 
 
Hastalık etkenleri nelerdir ? 
 
Bakteriler,  virüsler,  parazitler,  mantarlar  gibi  pek  çok  patojen  hastalığın oluşmasına neden olur. 
 
Hastalık  çoğunlukla  hastanın  vücut  direncinin  düşmesi  nedeni  ile  kendi  ağız, burun  vs.  gibi    yerlerde       bulunan  ve  hastalık  nedeni  olmayan mikroorganizmaların  hastalık  yapar  hale  gelmesi  (patojenite  kazanması)  ile endojen  olarak  meydana  gelir.  Yada  eksojen    olarak  bulaşma  nedeni  ile dışarıdan alınabilir. Bulaşma genellikle solunum yolu ile olur. 
 
Hastalık oluşmasına neden olan risk faktörleri nelerdir ?  
 
Hastaya bağlı etmenler: 
 
1- İleri yaşta olmak,
2- Sigara, alkol, uyuşturucu madde kullanımı, 
3- Ek  kronik  hastalıkları  olmak(  Diabetes  mellitus  Şeker  hastalığı),  kronik karaciğer,  böbrek  hastalıkları,  kanser,  yutma  güçlüğüne  neden  olan  hastalıklar, Alzheimer(bunama),  bilinç  bozukluğu yapan  hastalıklar,  bağışıklık  sistemini etkileyen  hastalıklar  (AİDS,  kanser,kanser  tedavisi  almak,uzun  süreli  kortizon vb.gibi bağışıklık sistemini etkileyecek ilaçlar kullanmak.) 
4- Yabancı cisim aspirasyonu, 
5- Düzensiz, kötü yaşam koşulları 
6- Son dönemde geçirilmiş  uzun süren ameliyatlar 
7- Ağır grip geçirmek 
8- Suçiçeği, kızamık, difteri, boğmaca ve bunun gibi hastalıkları geçirmek 
9- Öksürük refleksinin bozulması 

Kaç tip pnömoni vardır ? 
 
Hastalık toplumdan edinilmiş(TGP), hastane kökenli (HGP), bağışıklığı baskılanmış hastalarda görülen pnömoniler olarak sınıflandırılabilir. Hastane kökenli pnömoniler hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olduğu bilinen hastalarda, yattıktan  48 saat sonra ve hastaneden taburcu olduktan 48 saat sonra başlayan pnömonilerdir. 
 
Biz burada toplumdan edinilmiş pnömonilerden bahsedeceğiz. Toplumdan edinilmiş pnömoniler hastane ile ilgisi olmayan kişilerde meydana gelen pnomonilerdir. 
 
Hastalık belirtileri nedir? 
 
Bazı  pnömoniler  bilhassa  yaşlılarda  sinsi  başlangıçlı  olup  bulgu  vermeyebilir, bazılarıda  daha  çok  gençlerde  ani  başlangıçlı  gürültülü  ağır  bir  tablo  ile başlayabilir.  Hastalığın  başlangıcı  üst  solunum  yolu  hastalığı  bulguları  ile başlayabilir. 
 
1- Yüksek ateş:Üşüme ve titreme ile başlayan yüksek ateş (39-40 °C ), 
2- Öksürük  ve  balgam  (yeşil,kirli  ve  paslı,bol,koyu  kıvamlı),bazen  kanlı  veya  pis 
kokulu, 
3- Yan ağrısı, 
4- Halsizlik, 
5- Kas ağrıları, 
6- İştahsızlık 
7- Bulantı,kusma 
8- Ciltte solukluk 

Hastalığın teşhis ve tedavisi nasıl yapılır? 
 
Hastalık belirtileri olan hastalar hemen poliklinik ve hastanelere başvurmalıdırlar.  Hastalığın  erken  teşhis  edilmesi  ve  tedaviye  erken başlanmasının hayati önemi vardır.  
 
Polikliniğe  başvuran  hastalardan  fizik  muayene  sonrası  kan,  idrar,  balgam tahlilleri,  akciğer  filmleri  istenir.  İlgili  göğüs  hastalıkları  uzmanları  tarafından değerlendirilir. Genel  durumu iyi olan ayaktan  poliklinikte  tedavi  edilebilecek hastalar tetkik ve tedavileri sonrası reçeteleri düzenlenerek  evlerine gönderilir, poliklinik  kontrolüne  çağırılır.  Klinik  servise  veya  acil  olarak  yoğun  bakıma 
yatırılma  koşullarına  uyan  hastalar  hastanede  bu  ilgili  birimlere  yatırılarak uzmanların gözetiminde tetkik ve tedavi edilirler. 
 
Hastalıktan korunulabilirmi? 
1- Hastaya ait sigara, alkol, madde kullanımının önlenmesi, 
2- Kronik ek hastalıkların kontrol altına alınması, 
3- Alzheimerlı,  yatağa  bağlı  hastalarda  hastanın  pozisyonuna  dikkat  edilmesi, yediği  gıdaları  aspire  etmemesi  için  gerekli  önlemlerin  alınması,  gerekirse nasogastrik  sonda  takılması,  PEG açılması  işlemleri  için  göğüs  hastalıkları, dahiliye ve gastrenteroloji birimlerinin görüş ve desteklerinin alınması. Hastanın bakımı sırasında hijyen koşullarına uyulması. 
4- Koruyucu önlem olarak gripten korunma bilhassa risk gruplarında pnomoniye neden  olabileceğinden  dolayı  önemlidir.  Grip  salgını  olan  sezonlarda  toplu yerlerde  bulunmaktan  kaçınma,  sıksık  el yıkama,  hijyene  uymak  koruyucu olacaktır.Ayrıca bilhassa risk gruplarında her sonbaharda grip aşısı uygulanması grip  hastalığının  provake  edeceği  veya  bizzat  neden  olabileceği  pnomoni hastalığı riskini azaltacaktır. Grip aşısı kas içine her yıl yeni hazırlanan sujlardan yapılır. Yumurta alerjisi olduğu bilinen kişilere uygulanmaz. 

Uygulanması önerilen kişiler: 
- 65 yaş hastalar 
- Kronik akciğer,kardiovaskülerhastalıklar,Diabetes mellitus (Şeker hastalığı),böbrek hastaları 
- Yüksek riskli hastalarla çalışan sağlık personeli ve yakınları, 
- Güvenlik görevlileri,itfaye personeli, 
- Grip mevsiminde hamilelik. 

5- Pnomokok  aşısı uygulanması : En sık pnomoni nedeni Streptokokus pneumoniadır.Elimizde bu bakteiye karşı hazırlanmış pnomokok aşısı vardır.Aşı polivalan ve konjuge olarak iki tiptir. Polivalan aşı 5 yılda bir kas içine uygulanır. Konjuge aşı 10 yıl immün yanıt verir.

Aşı yapılması gerekli olan kişiler:

- 65 yaş hastalar 
- Bağışıklık sistemi normal olmasına rağmen 
- Kronik kalp, akciğer, karaciğer,böbrek hastalığı olanlar, 
- Alkol bağımlılığı,uyuşturucu madde kullanımı, 
- Bağışıklık sistemi yetersiz veya baskılanmış olanlar    
- Kronik böbrek yetmezliği, 
- Organ transplantı olanlar, 
- AIDS virüsü taşıyıcıları, 
- Kronik dalak fonksiyon bozukluğu olanlar,dalağı alınanalar (Splenektomi) olmuş olanlar, 
- Beyin –omurilik sıvısı kaçağı olanlar, 
- Pnomokok hastalığı veya komplikasyonu  riski yüksek ortamlarda yaşayanlar.  
 
Dr.Armağan HAZAR

İnsanların yaklaşık %2’sinde heyecan, sıcak ve efor durumunda özellikle el, koltuk altı, ayaklar, yüz ve saçlarda aşırı terleme gözlenebilir. Bu belirli bölgelerde gözlenen terlemeye bölgesel terleme denir.

Birkaç özel  durum  dışında aşırı terlemenin nedeni bilinmemektedir. Aşırı terleme (hiperhidrozis) genellikle adolesan (ergenlik) döneminde başlar ve hayat boyu sürer. Sinirlenme ve kaygı terlemeyi arttırır. Aşırı terleme normalde sağlığa zarar vermeyen bir rahatsızlıktır. Ancak kişilerin sosyal yaşantısını, öğrenimini, iş hayatını, psikolojik durumunu etkiliyorsa tedavi edilmelidir.

Yapılması gerekenler Aşırı terleme olan kişiler öncelikle dahiliye uzmanına  başvurmalıdır. Altta yatan bir sistemik hastalık düşünürse ilgili uzmana yönlendirmeli ve öncelikle buhastalık tedavi edilmelidir. Anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlık varsa bu durum düzeltilmelidir.

Aşırı terlemeye neden olabilecek bir hastalık yoksa hasta Dermatoloji Uzmanına yönlendirilmelidir. Dermatoloji uzmanı hafif ve orta derecede şikayeti olan hastalara öncelikle terlemeyi önleyen pomad ve spreyler önerebilir. Bu tedaviden yarar görmeyen ve ileri derecede şikayeti olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Cerrahi tedavide endikasyon olarak kabaca ellerde ve/veya koltuk altında damla damla terlemenin olması ve altta yatan herhangi bir hastalık olmaması, daha önce denenilen medikal tedavilere yanıt vermemiş olması olarak belirtilebilir.

Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Akciğer kanseri normal akciğer dokusundaki hücrelerin kontrol dışı çoğalması sonucu oluşmaktadır. Akciğer kanseri oluşumunda en önemli faktör sigara içimidir. Kanserli hücreler kan, lenfatik ve komşuluk yolu ile vücudun çeşitli organlarına yayılabilir. Akciğer kanserinde en sık yayılım karaciğer, kemik, beyin ve böbreküstü bezine gözlenir. Akciğer kanserinde çeşitli hücre tipleri vardır. En sık gözlenen tipi ise küçük hücreli dışı akciğer kanseridir.

Hastalık belirtileri birçok hastalık ile karışabilir. Öksürük, ağızdan kan gelmesi, nefes darlığı, ses kısıklığı, halsizlik, kilo kaybı, ağrı gibi şikayetler olabilir. S igara içimi, ailede kanser öyküsü varlığı akciğer kanserinden şüphelenilmesine yol açan ipuçlarıdır. Tanıda ilk aşamalarda bi lgisayarlı tomografi ve tomografi bulgusuna göre istenmesi gereken PET -CT kullanılır.Günümüzde en önemli yöntem olan PET -CT ile vücudun diğer organlarına yayılım olup olmadığını saptanır.

Akciğer kanseri hastalığı çeşitli yöntemlerle teşhis edildikten sonra evresi (dönemi) belirlenir ve evreye göre medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi nin yer aldığı bir ekip tarafından multidisipliner olarak tedaviye karar verilir. Birinci, ikinci dönem ve üçüncü dönemin bazı alt evrelerinde, dördüncü dönemde de seçilmiş hastalarda ameliyat uygulanır. Ameliyat dışında hiçbir yöntemle ameliyat sonuçları kadar iyi bir başarı günümüzde hala elde edilememiştir. Bu yüzden özellikle halk arasında yaygın ‘akciğer kanserine bıçak vurulursa yayılır’ söylemi son derece yanlış bir algıdır.

Ameliyat yöntemleri arasında kapalı ve açık cerrahi yöntemler uygulanır. Özellikle erken dönem yakalanan akciğer kanserli hastalarda video yardımlı torakoskopik cerrahi olarak da adlandırılan kapalı cerrahi yöntem uygulanır. Hastanemizde her iki yöntem başarıyla uygulanmaktadır. Kliniğimiz, kapalı cerrahi yöntemle akciğer kanseri operasyonlarında ülkemizin birkaç merkezi arasında yer almaktadır.

Hastanemizde yılda yaklaşık 1800’e yakın akciğer ameliyatları uygulanmakta olup bu hastaların yaklaşık 600’ü akciğer kanseri operasyonlarına aittir. 

Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Bronşektazi içi hava yollarında hasar gelişmesi sonucu kalıcı bronş genişlemeleridir. Hastalarda bol ve kötü kokulu balgam çıkarma, ağız kokusu, halsizlik, kilo kaybı gözlenebilir. Özellikle çocuk ve gençlerin hastalığı olarak bilinen bronşektazi çocuklarda öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, büyüme geriliği gibi sorunlara da yol açabilir. Çocuklarda kızamık, boğmaca hastalıklarından sonra bronşektazi hastalığı gözlenebilir. İlaç yöntemlerinden yanıt alınamaması, ağızdan kan gelmesi, yaşam kalitesinin bozulması, sık sık hastane yatış gerektirmesi ve akciğerin sadece belirli bir bölgesinde hastalık durumunda cerrahi yöntemle hastalıklı bölgenin çıkarılması gerekir.

Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Karın boşluğu ile akciğer boşluklarını birbirinden ayıran kas ve tendon yapısından oluşan yapıya diyafragma denir. Çeşitli hastalıkları mevcuttur. En sık görülen hastalıklarından birisi de halk arasında ‘karın zarı yüksekliği’ diye de bilinen diyafragmanın çeşitli nedenlerle normalden yüksek yerleşimidir. Bu durum göğüs boşluğuna bası yaparak nefes darlığına yol açmaktadır. Ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra operasyonla bu yüksekliğin eski konumuna getirmek gerekir. Bu operasyon hastanemizde kapalı ya da endoskopik (VATS yöntemi) (kapalı yöntem) yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.
 
Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Hidatik kist büyükbaş hayvan, koyun ile uğraşanlarda ve köpek, kurt gibi hayvanların dışkılarıyla yakın temastaki kişilerde gözlenir. Ayrıca iyi yıkanmayan sebze ve meyvelerden parazitin bulaşması yoluyla da hastalık meydana gelir. Karın ağrısı öksürük, kanlı balgam, göğüs ağrısı yapabilir. Bazen hiçbir şikayete neden olmadan da büyüme gösterebilir. Akciğerdeki hidatik kistin tedavisi cerrahidir. Açık ya da kapalı yöntemle operasyon uygulanarak kist çıkarılır.

Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Akciğer zarının kötü huylu tümörleridir. Genellikle halk arasında beyaz toprak olarak da bilinen asbest ve erionit denilen maddelere uzun yıllar maruz kalmış olan kişilerde ortaya çıkar. Bu maddelerin evlerin içinin badanasında kullanılması sonucu çok sayıda mezotelyoma hastası ortaya çıkmıştır. Genelde akciğerde sıvı toplanması sonucu nefes darlığı ve akciğer zarında kalınlaşmaya yol açması nedeniyle göğüs ağrıları, yan ağrıları ile hastalık kendini belli eder. Tedavisinde kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi uygulanır. Cerrahi tedavi epitelyal tip ve erken evrelerde uygulanır. Cerrahi tedavinin yaşam süresini uzattığı çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Hastaların yaşam sürelerini arttırmaya yönelik cerrahi yöntemlerin dışında nefes darlığını ve sıvının tekrar oluşumunu önlemek için kapalı yöntemlerle cerrahi uygulanır.

Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Akciğer dokusundaki hava keseciklerinin patlaması sonucu göğüs boşluğunda hava birikimidir. Gençlerde nedeni çoğunlukla bilinmemekte ve spontan pnömotoraks olarak adlandırılmaktadır. Yaşlı kişilerde ise genelde KOAH hastalığı zemininde gelişmektedir. Akciğerin tamamen açılması oksijen ve göğüs tüpü uygulamasına rağmen gerçekleşmedi ise öncelikle kapalı yöntemle hava kaçağı gözlenen alan onarılır.
 
Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Bu işlem kapalı cerrahi olarak da bilinen bir yöntemdir. Endoskopik olarak yapılan bu operasyonda yaklaşık 2 ya da 3 cm lik kesi kullanarak yapılır. Bu yöntemle endoskopik aletler ve kamera yardımıyla akciğer operasyonları gerçekleştirilir. Akciğer kanseri, akciğerin iyi- kötü huylu tümörleri, mediasten hastalıkları, akciğere yayılan çeşitli tümörlerin çıkarılması, akciğer zar soyma operasyonu, pnömotoraks, el ve koltuk altı terlemesi gibi ameliyatlar kapalı yöntemlerle yapılabilir.
 
Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

Özofagus kanserleri, dünyada en sık görülen sekizinci kanser türüdür. Beslenme yetersizliği dışında, alkol, sigara kullanımı, genetik, kostik hasar, obesite gibi değişik faktörler sonucu kötü huylu tümörleri gelişebilmektedir. Genellikle en sık yutma güçlüğü şikayeti ile kendini belli eder. Kilo kaybı ve göğüs ağrısı sık gözlenen şikayetlerdendir. Bulantı, kusma, ses kısıklığı da ilerleyen aşamalarda gözlenebilir. Tedavisinde kemoterapi, radyoterapi ve 
cerrahi seçenekleri yer almaktadır.
 
Doç. Dr. Cansel ATİNKAYA ÖZTÜRK

1- Akciğer Embolisi nedir? 
 
Akciğer embolisi, akciğer atar damarının bir veya birden fazla dalının tıkanması sonucu ortaya çıkan ciddi  bir  hastalıktır.  Tıkanma  sebebi  çoğunlukla,  vücudun  diğer  bölgelerindeki  toplardamarlarda oluşan ve kan dolaşımıyla akciğer damarına ulaşan pıhtıdır. Nadir olarak yağ embolisi, hava embolisi gibi başka nedenlerle de ortaya çıkabilir. 
 
2- Akciğer embolisi en çok kimlerde görülür? 
 
Akciğer embolisi, herkeste ortaya çıkabilir. Ancak hazırlayıcı faktörlerin varlığında ve özellikle birden fazla faktörün birlikte bulunması halinde risk artar.  
 
3- Hazırlayıcı faktörler nelerdir?
 
·      Mevcut sağlık durumu:  
o     Kalp  hastalıkları:  yüksek  tansiyon  ve  kalp  damar  hastalıklarında  pıhtı  oluşma  riski artar 
o     Kanser:  Özellikle  pankreas,  yumurtalık,  akciğer  kanseri  ve  vücuda  yayılım  göstermiş tüm  kanserlerde  pıhtı  oluşumu  kolaylaşır.  Meme  kanserinde  tamoksifen  veya raloksifen kullanımı riski artırır. 
·      Uzun süren hareketsizlik:  
o     Ameliyat, travma, kronik hastalık nedeniyle uzun süreli yatak istirahati  
o     Oturur pozisyonda, beş saatten uzun süren yolculuk 
·      Ameliyat: 
o     Özellikle kalça ve diz protez ameliyatları, emboli için başlı başına risk faktörüdür. Bu riski  azaltmak  için  genellikle  ameliyat  öncesi  ve  sonrasında  koruyucu  amaçla  kan sulandırıcı uygulanır. 
o     Ameliyat sırasında uygulanan genel anestezinin süresi arttıkça da risk artar. 
o     Basitçe her türlü ameliyatta hareketsiz kalma ve yatağa bağımlılık süresi arttıkça risk de  artar.  Bu  nedenle  hekimler,  ameliyat  sonrasında  hastalarını  olabilecek  en  erken 
sürede ayağa kaldırmaya, yürütmeye çalışırlar.  
·      Diğer  faktörler:  Birden  fazla  risk  faktörünün  varlığında  aşağıdaki  durumlar  pıhtı  oluşma  ve emboli riskini arttırır. 
o     Sigara içmek 
o     Şişmanlık:  Özellikle  sigara  içen  ve  yüksek  tansiyonu  olanlarda  şişmanlık,  pıhtı oluşumunu kolaylaştırır. 
o     Östrojen (kadınlık hormonu) kullanımı: Doğum kontrol hapları, menapoz veya başka nedenlerle  hormon  tedavisi  pıhtı  oluşumuna  zemin  hazırlar.  Sigara  içen  kadınlarda hormon kullanımı riski daha da arttırır. 
o     Gebelik,  bacak  ve  kalça  toplardamarlarında  kanın  dolaşımını  yavaşlatarak  pıhtı oluşumuna zemin hazırlar. 
o     Genetik yatkınlık 
 
4- Akciğer embolisi nasıl oluşur? 
 
Hazırlayıcı faktörlerin varlığında, sıklıkla bacak toplardamarlarında oluşan pıhtının bulunduğu yerden koparak  kan  dolaşımına  katılması  ve  sırasıyla  önce  kalbe  oradan  akciğer  atar  damarlarına  ulaşması sonucu  emboli  ortaya  çıkar.  Pıhtının  büyüklüğüne  göre  büyük  ya  da  daha  küçük  çaplı  damarlarda tıkanma olur. 
 
5- Akciğer embolisinin belirtileri nelerdir? 
 
Pıhtının büyüklüğüne ve altta yatan hastalığın ciddiyetine bağlı olarak belirtiler hafif nefes darlığı ve göğüs  ağrısından  ağır  solunum  ve  dolaşım  yetmezliğine,  ani  kalp  ve  solunum  durmasına  kadar değişen bir çeşitliliktedir.  
 
Sıklıkla aşağıdaki belirtiler ortaya çıkar: 
 
 Nefes  darlığı:  Tipik  olarak  aniden  başlar  ve  eforla  şiddetlenir;  hastanın  nefes  alıp  vermesi hızlanmış ve dakikadaki solunum sayısı da artmıştır (hasta adeta nefes nefesedir). 
 
- Göğüs ağrısı: Göğsün tam ortasında kalp krizine benzer şiddette olabileceği gibi; batıcı yan ağrısı tarzında, derin solumakla artan bir ağrı da olabilir 
 
- Öksürük, kanlı balgam ya da balgamda çizgi şeklinde kan bulunması 
 
 Bacak  ağrısı,  şişlik,  kızarıklıklık:  İki  bacak  arasında  çap,  ısı  ve  renk  değişikliği  ile  kendini gösterir, bacak toplardamarlarında pıhtı oluştuğunu düşündürür. Nadiren her iki bacakta da olabilir. 
 
 Parmak  uçları  ve  dudaklarda  morarma,  ateş,  terleme,  çarpıntı,  baş  dönmesi  gibi  belirtiler daha az sıklıkla ortaya çıkar. 
 
6-  Ne zaman doktora gitmeli? 
 
Akciğer  embolisi  ciddi  ve  hayatı  tehdit  edici  bir  hastalıktır.  Ani  başlayan  ve  açıklanamayan nefes  darlığı,  hızlı  soluma,  göğüs  ağrısı  ve  kanlı  balgam  halinde  acil  olarak  hekime başvurmalıdır. 
 
7- Hastalığın seyri nasıldır? 
 
Akciğer  embolisi  hayatı  tehdit  edici  bir  hastalıktır  ve  önemli  bir  “ani  ölüm”  sebebidir. Hastaların yaklaşık üçte birinde maalesef tanı konulamadan ölümle sonuçlanır. Ancak tanı ve tedaviye hemen başlanması halinde bu sayı hızla azalır. Başlangıçta şok tablosuna girmiş yani dolaşım 
ve  solunum  yetersizliği  gelişmiş  hastalarda  tedaviye  karşın  ölüm  riski  fazladır.  Tedavi  ilerledikçe, günden güne bu risk azalır.  
 
Akciğer  embolisi,  tekrarlayabilen  bir  hastalıktır;  bir  kez  emboli  geçirenlerde  emboli  olma  riski  bu hastalığı  hiç  geçirmemiş  olanlara  göre  daha  fazladır.  Tekrarlayan  emboliler  zamanla  akciğer damarlarında hipertansiyon gelişmesine yol açabilir. 
 
8- Akciğer embolisi tanısı nasıl konulur? 
 
Tanıda hastalığın öyküsü ve klinik bulgular çok önemlidir. Bu nedenle hastalar şikayetlerini net olarak anlatmalı,  önceki  sağlık  durumu  ile  ilgili  bilgileri  hekimlerine  anlatmalıdır.  Uzun  süren  yolculuk  veya uzun süreli yatak istirahati gerektiren durumlarını ifade etmelidir.  
 
Akciğer embolisinden şüphe edilen bir hastada kan testleri, akciğer filmi, kalp grafiği, bacak ultrasonu, tomografi, sintigrafi ve anjiyografi gibi bir dizi tetkikler yapılır. Kesin tanı için bazen bu tetkiklerin biri veya ikisi yeterli olabilirken, bazen anjiyografiye kadar tüm tetkikler gerekebilir. 
 
9- Tedavi nasıl yapılır? 
 
Akciğer  embolisinden  şüphelenilen  hastaya  mümkün  olan  en  kısa  sürede  tedavi  başlanması  esastır. Yani tedaviye başlamak için teşhisin kesinleştirilmesi gerekmez.  
 
·      Tıbbi  Tedavi:  Hastaların  büyük  çoğunluğunda  ilaç  tedavisi  yeterlidir.  Tedavi,  pıhtı önleyici  (kan  sulandırıcı)  ya  da  pıhtı  eritici  ilaçlarla  yapılır.  Pıhtı  eritici  ilaçlar  ciddi kanamalara  sebep  olabildiği  için  sadece  acil  ve  hayatı  tehdit  edici  durumlarda kullanılır. Sonrasında yine pıhtı önleyicilerle devam edilir. Bu tedavi en az 6 ay devam eder. 
·      Diğer işlemler:  Akciğer damarında çok büyük bir pıhtı varsa doğrudan ameliyatla pıhtı çıkarılabilir.  Tekrarlayan  embolilerde  ve  kan  sulandırıcı  kullanamayan  hastalarda vücudun  ana  toplardamarı  olan  vena  kava’ya  süzgeç  takılabilir.  Bu  prosedürler oldukça nadir olarak gerekmektedir. 
 
10- Pıhtı önleyici kullanan hastaların dikkat etmesi gerekenler: 
 
Tedavinin  uzun  süreli  olması  nedeniyle  taburculuk  sonrası  hastalar  ayaktan  takip  edilerek,  kan sulandırıcının etkinliği kan tetkikleri ile test edilir ve ilaç dozu ayarlanır. Bu tür ilaçlarla kan pıhtılaşma süresi uzayacağından kanama eğilimi artar. Uzun süren burun kanamaları, tükürük, idrar ya da dışkıda 
kan görülmesi, siyah renkte dışkılama veya herhangi bir çarpma olmaksızın vücutta beliren morluklar halinde, kontrol tarihiniz olmasa bile doktorunuza başvurmanız gerekir. 
 
Trafik kazası, darp, yaralanma, düşme, şiddetli baş çarpması gibi durumlarda görünürde herhangi bir yara-bere olmasa bile, iç kanama olabileceğinden mutlaka doktorunuza başvurmanız gereklidir. 
 
Kullandığınız  ilacın  adı,  kullanım  dozu  ve  son  kan  testlerinizin  yazılı  olduğu  bir  kartı  her  zaman yanınızda bulundurmanız, bilinç kaybı ile birlikte olan kazalarda acil müdahale sırasında hekimlere yol gösterecektir. 
 
Pıhtı  önleyici  ilaçlar  diğer  ilaçlarla  etkileşir.  Bu  nedenle  bir  başka  ilaç  kullanmanız  gerektiğinde doktorunuza  bu  durumu  bildirmeniz  gerekir.  Ağrı  kesici  olarak  “parasetamol”  içeren  ilaçları  tercih etmeniz; aspirin ve antiromatizmal ilaçlar kullanmamanız önerilir.  
 
Pıhtı  önleyici  ilaçlar  beslenmeden  de  etkilenir.  K  vitamini  açısından  zengin  gıdaların  (brokoli,  marul, ıspanak  gibi  yeşil  yapraklı  sebzeler,  bezelye,karaciğer,  yumurta  sarısı,  buğday  kepeği,  kaşar  peyniri, soya yağı) aşırı tüketimi ilacın etkisini azaltıp pıhtı oluşumunu kolaylaştırırken; kırmızıbiber, papatya, sarımsak, zencefil, yeşil çay, zerdeçal gibi gıdalar da ilacın etkisini arttırarak kanama eğilimini arttırır. Bu nedenle beslenme konusunda dikkatli olunması gereklidir. 
 
Uz. Dr. Tülay Yarkın 

Astım en sık rastlanan solunum yolu hastalıklarından birisidir. Solunum yollarının ilaçla ya da ilaçsız düzelebilen daralması ile seyreden kronik inflamatuar bir hastalıktır. Erişkinlerde astım sıklılığı Türkiye’de %5-10 arasındadır. Kalıtsal (genetik) ve çevresel nedenler hastalığın ortaya çıkmasında birlikte rol oynar. Astım hastalığı alerjik olabileceği gibi, alerjisi olmayan kişilerde de yine genetik ve çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkabilir. Alerjik rinit alerjik astıma eşlik eden hastalıkların başında gelir. Alerjik astımı olan hastaların yaklaşık %80’inde allerjik rinit vardır ve iki hastalığın birlikte tedavi edilmesi gerekir. 

Astım belirtileri çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.

Astımlı hastada hangi yakınmalar bulunur?

Kişi nefes darlığı hissedebilir, yalnızca kuru öksürük atakları olabilir, gece sabaha karşı öksürük ya da nefes darlığı hissi ile uyanabilir, koştuğu ya da spor yaptığı sırada ya da hemen sonrasında nefes darlığı, öksürük atakları olabilir. Bazı hastalar ise soğuk hava teneffüs ettiklerinde, bazılarında ise fazla güldüklerinde veya ağladıklarında öksürük, nefes darlığı atakları ortaya çıkar. Bunların tamamı bir hastada olabileceği gibi bazen de tek bir bulgu ile kendini gösterir. Astım atağı sırasında nefes alıp verirken göğüslerinde kedi mırıltısına benzer bir sesten (wheezing) yakınırlar. Daha çok gece ve\veya sabaha karşı ortaya çıkar. Ataklar kendiliğinden veya ilaçlarla hafifler veya kaybolur. Şikayetin olmadığı dönemler vardır. Alerjenin çeşidine göre mevsimsel değişkenlik gösterebilir. Bu belirtileri hisseden kişinin vakit geçirmeden Göğüs Hastalıkları uzmanı ya da Allerji Hastalıkları uzmanına giderek muayene olması gerekir Öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi başlıca yakınmalardır.

Astımda hangi etkenler atak başlatır?

Hastalar tetik çeken bir faktöre maruz kaldıkları zaman belirtiler ortaya çıkar. Bunların başında allerjenler, viral enfeksiyonlar, çevresel hava kirleticiler ki bunların arasında en önemlisi sigara dumanı ve ozondur, mesleksel bazı ajanlar, parfüm, temizlik maddesi gibi tahriş edici maddeler, spor, soğuk havanın teneffüsü, bazı ilaçlar, bazı gıdalar gelir. Polenler en önemli allerjenlerdendir. Polen mevsiminde sabahları dışarı çıkmak gerekiyorsa maske ve gözlük kullanmalı, sabahları pencereler açılmamalı, gece pencere açık bırakılmamalı, dışarıdan geldikten sonra duş almalı, rüzgarlı havalarda mümkün olduğunca dış ortamda bulunmamalıdır. Evde en çok karşılaştığımız allerjen ise ev tozu akarları (mayt) ve hamam böceğidir. Allerjik hastalıklarda allerjiye sebep olan maddeden kaçınmak tedavinin ilk basamağıdır. Ev tozu akarından korunmak için; özellikle yattığımız ve en çok zaman geçirdiğimiz bölgelerde yün ve uzun tüylü halı kullanmamalı, nevresimleri her hafta 55 derece üstünde ısıda yıkamalı, yastıklar elyaf türü olmalı, sık yıkanıp iyice kurutulmalı ya da tamamen değiştirilmeli, evde nemi azaltmalı, ev içinde çamaşır kurutmamalı, akarlara besin kaynağı sağlaması bakımından evde mümkünse hayvan beslenmemelidir. Hamam böcekleri de oldukça sık alerjiye neden olan canlılardır, özellikle açıkta yiyecek bırakmamak, girebilecekleri delikleri kapatmak, mekanı ilaçlamak alınabilecek önlemler olarak sayılabilir. Yine bazı ağrı kesici ilaçlar (aspirin vb.), sülfit içeren gıdalar (dondurulmuş patatesten yapılan kızartma, şarap vb.) astım ataklarına neden olabilir.
 
Astım değişik şiddetlerde olabilen bir hastalıktır. Şiddeti solunum fonksiyon testine bakarak belirlenir. Ancak solunum testi sadece hastanedeki bir anlık durumu yansıtır. Oysa hasta gün içinde farklı zamanlarda kendini daha rahatsız hissedebilir. Bu dönemleri yansıtması için hastaların evde kendilerinin yapacağı basit bir solunum test cihazı geliştirilmiştir. PEF metre adlı bu cihazla hastalar en yüksek soluk verme hızını kaydedebilirler. Astımın tedavisi var mıdır? Hangi ilkelerle tedavi edilir? Astım tedavi edilebilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ile astımı tamamen kontrol altına almak ve normal bir yaşam sürmek mümkündür. Başlıca tedavi ilkeleri; 

1- Allerjen ve tetikleyici etkenlerden kaçınmak
2- İlaçları düzenli kullanmak.
3- Sürekli hekim kontrolüyle ve kendi kendine ölçümlerle hastalığın gidişini denetlemek.

Astımda hangi tür ilaçlar kullanılır?

Hava borusunun kaslarını gevşeterek, hava yolunun genişlemesini sağlayan rahatlatıcı (belirti giderici) ilaçlar hastanın şikayeti olduğu dönemde kullanılan, ancak tedavi etme özelliği olmayan ilaçlardır. Acil durumda kullanılan bu ilaçların çok fazla kullanılması yan etkilerin ortaya çıkmasına neden olur ve hastalığın kontrol altında olmadığını gösterir. Koruyucu ilaçlar tedavi etme özelliğine sahip olup astım hastalığının özelliği olan hava yollarındaki enflamasyonu (ödem, şişlik, salgı vs.) giderir. Steroid içermeleri nedeni ile hastaların korkulu rüyasıdır, ancak bilinmelidir ki bu ilaçlar sadece hava yolu ile alınmakta, çok düşük dozda steroid içermekte, kana da yan etki yapmayacak kadar düşük düzeyde geçmektedir. Astım hastalığının tedavi edilmediği takdirde hayatı tehdit edebileceği göz önüne alındığında bu ilaçların yan etkisi göz ardı edilebilir. 

Astım ilaçları hangi yolla kullanılırlar?

Astım ilaçları solunum yolu ile alınmaktadır. Böylece hastalığın olduğu nefes borucuklarına ilacı doğrudan uygulayabiliriz. Etki daha çabuk ortaya çıkar, ilaç çok az miktarda kan dolaşımına geçer, böylece yan etki azalır. Astımlı hastalarımıza önerimiz; astımın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, düzenli ilaç kullanımı ve düzenli hekim takibi ile normal yaşantılarına devam edebileceklerini unutmamalıdırlar.

Sağlıklı günler dileği ile!...
 
Doç. Dr. Zeynep Ferhan Özşeker
Göğüs Hastalıkları ve Tbc. ve
İmmünoloji ve Allerji Hastalıkları Uzmanı

e-Nabız muayene, tetkik ve tedavilerinizin nerede yapıldığına bakılmaksızın, tüm sağlık bilgilerinizi yönetebildiğiniz, tıbbi özgeçmişinize tek bir yerden ulaşabildiğiniz bir kişisel sağlık kaydı sistemidir. Bizzat sizin verdiğiniz, üresi ve sınırı belirlenmiş yetki çerçevesinde sağlık kayıtlarınızın hekimlerce değerlendirilebildiği, böylelikle teşhis ve tedavi sürecinin kalitesini ve hızını artıran, sizinle hekiminiz arasında güçlü bir iletişim ağının kurulmasını ağlayan, internet üzerinden güvenli bir şekilde erişebildiğiniz dünyanın en geniş ve en kapsamlı sağlık bilişim alt yapısıdır.

Kalp yetersizliği, kalp perfomansının azalması sonucu, kalbin doku ve organlara gerekli ve yeterli kanı gönderememesi sonucu ortaya çıkan klinik bir tablodur. Sıklıkla kalp damar hastalığı, kalp krizi, yüksek tansiyon (hipertansiyon), kalp kapak hastalığı gibi kalp performansını bozan ya da kalbin iş yükünü arttıran durumlar sonucu gelişir. Kalp yetersizliği genellikle ileri safhada saptanır. Konjestif kalp yetersizliği denen durumda akciğerlere, ayaklara, bacaklara ve bazı vakalarda karaciğer ve karın boşluğuna sıvı sızması (ödem) ortaya çıkar. Kalp yetersizliği herhangi bir yaşta gelişebilir, ancak ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Toplumda, <65 yaş kişilerde görülme sıklığı %1 iken, 75-84 yaş arasında görülme sıklığı %7’ye, >85 yaşta ise %15’e kadar çıkmaktadır. 65 yaş üstü kişilerde en sık hastaneye yatış nedenidir.

Kalp eşzamanlı kasılan iki odacıktan oluşur. Ayrıca kalbe dönen kanı bu odacıklara yönlendiren 2 küçük odacık daha vardır. Böylece kalp 2 boşluk sağ tarafta, 2 boşluk sol tarafta olmak üzere 4 boşluktan oluşmaktadır. Kalbin üst kısmındaki küçük odacıklara “kulakçık (atriyum)”, alt kısmındaki büyük odacıklara “karıncık (ventrikül)” adı verilir. Temelde kalbin pompa gücünü sağlayan boşluklar ventriküller olup, ventriküller arasında da pompa gücünün büyük bölümü sol ventrikül tarafından gerçekleştirilir. Her ventrikülde kanın geri kaçışını önlemek üzere giriş ve çıkış kısmında birer kapakçık bulunur. Kalpteki odacıkların duvarları özel kalp kasından oluşmaktadır. Atriyum ve ventriküller eşzamanlı ve ardısıra kasılarak uyumlu çalışırlar. Her kalp atımının başında, kalbin kasılması için özelleşmiş bir odaktan çıkarılan elektriksel sinyal tüm kalbe yayılarak kalp kasının kasılmasını sağlar. Önce atriyumlar kasılarak açık olan kapakçıklarından ventriküle doğru kanı iter. Daha sonra elektriksel uyarı ventrikül kasına doğru ilerlediğinde, ventriküllerin kasılmasını sağlayarak kanı kalpten akciğer ve tüm vücuda doğru atar. Ventriküller kasılırken atriyumlar gevşeyerek kanla dolar ve sonraki atımın başlamasına olanak sağlar.

Kalp yetersizliği, kalbin kendine gelen kanı akciğerler ve tüm vücuda pompalamada yetersiz kalmasından kaynaklanır. Pompa fonksiyonundaki yetersizlik, kalp kasının kasılmasındaki performans azalmasından veya kalp kasının gevşemesindeki anormalliklerden kaynaklanabilir. Kalp kasılma gücünde azalma varsa genellikle kalp kası gevşeme anormalliği de buna eşlik eder. Ancak tek başına kalp kası gevşeme anormalliği, özellikle yaşlı, hipertansif, diyabetik, kadın olgular başta olmak üzere, kalp yetersizliğine neden olabilir. Kalp yetersizliği pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir.

Kalp damar hastalığı ve geçirilmiş kalp krizi, kalp yetersizliği bulunan olguların 2/3’ünde kalp yetersizliği nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumda en sık görülen hastalıkların başında yer alan hipertansiyon kalp duvarında kalınlaşma ve kalp kasında gevşeme anormalliğine neden olarak kalp yetersizliğine neden olabilir. Kalp kapak hastalıkları, kalp ritm bozuklukları, kalp kası enfeksiyonları, doğuştan kalp hastalıkları ve kalıtımsal geçen kalp kası hastalıkları diğer kalp yetersizliği nedenleri arasında yer alır. Kalp, kasılma gücünün bir bölümünü kaybettiyse ve yeterince kasılamıyorsa, organ ve dokuların ihtiyaç duyduğu miktarda kanı pompalamada yetersiz kalır. Kalp yeterince boşalamıyor ve gevşeyemiyor ise kalbe giren kan miktarı azalır, dolayısıyla kalpten pompalanan kan miktarı da azalmış olur. Doku ve organlara yeterli kan gönderilememesine bağlı olarak halsizlik, yorgunluk, efor kapasitesinde azalma ve kalbin kendine gelen kanı çevirememesine bağlı olarak da akciğerler ve vücutta sıvı birikimi sonucu nefes darlığı, bacaklarda/karında/vücutta şişme gibi yakınmalar ortaya çıkar.

Kalp yetersizliğinde, bir taraftan kalp doku ve organlara gerektiği kadar kanı sağlamaya çabalarken, doku ve organlar da kalp yetersizliği durumuna uyum sağlamaya çalışır. Bu durum kalp ile doku ve organların kalp yetersizliğine adaptasyonu olarak bilinir. Sözkonusu adaptasyon için kalp daha fazla kanı pompalamak için dakikadaki atım sayısını arttırır (taşikardi). Daha fazla miktarda kan hacmini alıp pompalamak için kendi boyutunu artırır ve kalp boşluklarında genişleme bir başka deyişle kalp büyümesi ortaya çıkar (dilatasyon). Performansını arttırmak, daha iyi pompa gücü sağlamak için kalp duvarları kalınlaşır (hipertrofi). Vücuttaki birçok hormonal mekanizmaların devreye girmesiyle dolaşan kan miktarı arttırılarak hayati organlara yönlendirilmeye çalışılır. Ancak zamanla adaptasyon mekanizmaları yetersiz kalmaya başlar ve ileri dönemde sözkonusu adaptasyon mekanizmaları yarardan çok zararlı süreçleri başlatır. Kalp yetersizliği tablosu daha da kötüye gider.

Kalp yetersizliğinde yakınmaların ortaya çıkışı, süresi, ciddiyeti her hastada farklıdır. Kalp yetersizliğinin, kronik kalp yetersizliği ve akut kalp yetersizliği olmak üzere iki farklı klinik tipi vardır. Kronik kalp yetersizliği, yakınmaların yavaş geliştiği ve zamanla kötüleştiği klinik tablodur. Akut kalp yetersizliği ise yakınmaların aniden geliştiği ve ciddi nefes darlığı ile seyreden ağır bir klinik tablodur. Kronik kalp yetersizliği bulunan olgularda zaman zaman akut kalp yetersizliği tablosu gelişebilmektedir. 

Kalp yetersizliği zaman içinde kötüleşme eğilimi gösteren kronik bir durumdur. Olguların büyük bölümünde olduğu gibi ömür boyu devam eder. Ancak olguların çok az bir bölümünde gelip geçici bir tablo şeklinde klinik seyir izler. Kalp yetersizliğinin gelişimi ve ilerlemesi nedene bağlı olarak kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kronik kalp yetersizliğinde aylar ve yıllar içinde kalp performansında azalma giderek ilerler ve kalp boşluklarında genişleme (kalp büyümesi) giderek artar. Söz konusu süreç içinde zaman zaman klinik tabloda kötüleşme ve hastaneye yatarak tedavi ihtiyacı ortaya çıkar. Kalp yetersizliği tedavisinde doktor tarafından reçetelenen ve ömür boyu kullanılması gereken ilaçlar, kalp yetersizliğinin zaman içinde ilerlemesini, klinik tablonun kötüleşmesini, kalp boşluklarının genişlemesini ve kalp performansının azalmasını engeller veya yavaşlatır, kalp yetersizliğine bağlı gelişen ölümlerin önüne geçer.

Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı istatistiklere göre Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi kanser görülme oranlarında bir artış söz konusudur. 2004 yılında kanser insidansları kadınlar için yüz binde 142, erkeklerde yüz binde 236 iken, en son yayımlanan 2009 istatistiklerine göre bu oranlar kadınlarda yüz binde 179’a erkeklerde yüz binde 269’a çıkmış durumdadır. Ancak bu durum Türkiye’ye özel olmayıp benzer bir trend dünyada da söz konusudur. Örneğin İngiltere’de 2004 yılında kadınlarda yüz binde 358 olan kanser insidansı 2009 yılında 376’ya; erkeklerde ise yüz binde 425’ten 439’a yükselmiştir.

Tüm dünyada kanser vakalarında görülen artışın en temel sebebi nüfus yapısının yaşlı nüfusa doğru kayması olarak görülmektedir. Bununla birlikte tütün kullanımındaki artış ve kent hayatının getirmiş olduğu hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme davranışları en önemli risk faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kanseri kontrol altına almak için Sağlık Bakanlığı tarafından bir Ulusal Kanser Kontrol Programı yürütülmektedir.

Bu program önleme, kayıt, tedavi ve tarama olmak üzere birbirini kapsayan dört alandan oluşmaktadır.

Kanser önleme çalışmalarında kuşkusuz en önemli yeri kanserde en önemli iki risk faktörünü hedefleyen ve büyük bir başarı ile yürütülen Ulusal Tütün Kontrol ve Eylem Planı ve Türkiye Hareketli Yaşam ve Sağlıklı Beslenme Programı almaktadır. Yine kanserden koruma çalışmaları kapsamında Asbest Kontrolü Stratejik Planı ve Radon Kontrol programı Sağlık Bakanlığımız tarafından Ülke çapında yürütülmektedir.

Kanser kayıtçılığı ise toplumda görülen tüm kanser vakaları hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlayan bir sistemdir. Böylece Ülkemizde kanserin görülüş sıklığı, özel grupların risk düzeyleri, kanser tiplerinin sıklığı, her yıl kaç kişinin kansere yakalandığı ve kaç kişinin kanserden öldüğü gibi bilgilerin elde edilmesi, bu sayede kanser kontrolü faaliyetlerini etkin biçimde planlanabilmesi ve sürdürülebilmesi için doğru hedefler konulması amaçlanmaktadır.

Kanser kayıtçılığı sayesinde kansere neden olan faktörlerin saptanması, Ülke ve bölgelerin gereksinimlerinin belirlenmesi (personel, araç gereç, kurum, tarama programları, vs), etkili birincil ve ikincil kanser önleme programlarının geliştirilmesi, yürütülen hizmetlerin, uygulanan programların değerlendirilmesi, değişik tedavi yaklaşımlarının etkinliğinin ve yaşam kalitesine etkisinin araştırılması da mümkündür.

Tüm dünya için kanser kayıtçılığı kapsamındaki nüfus %8’ler mertebesinde iken Türkiye’de 2013 yılı itibarı ile dünyada ilk metropol örneği olarak İstanbul’da aktif kanser kayıtçılığına geçişle birlikte bu oran %50’ye çıkmıştır. Sağlık Bakanlığı tarafından 81 ilde aktif kanser kayıtçılığı yapılarak nüfus kapsayıcılığını %100’e çıkartmaya yönelik çalışmalar sürdürülmektedir.

Kanser kontrol programının en önemli unsurlarından birisi de şüphesiz kanserin erken teşhisine yönelik çalışmalar yani kanser taramalarıdır.

Ülkemizde Dünya Sağlık Örgütü tarafından taranması tavsiye edilen üç kanser türüne yönelik tarama programları yürütülmektedir. Bu kanserler rahim ağzı kanseri, kalın bağırsak kanserleri ve meme kanseridir.

Rahim ağzı kanseri taramalarında hedef grup 30-65 yaş arasındaki kadınlar olup, bu hedef grupta 5 yılda bir yapılacak olan HPV testleri ile taramalar gerçekleştirilmektedir. HPV taramaları için birisi İstanbul’da diğeri Ankara’da olmak üzere kapsamlı iki laboratuvar bu ay içerisinde faaliyetlerine başlayacaktır. Kolorektal kanser taramaları ise 50-70 yaş arası tüm vatandaşlarımızda 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ile gerçekleştirilmekte ve 10 yılda bir olmak üzere de kolonoskopi tetkiki tavsiye edilmektedir. Meme kanserine yönelik taramalar 40 yaşında başlamaktadır ve 69 yaşına kadar her kadının iki senede bir mamografi ile taranması öngörülmektedir.

İstanbul’un aktif kanser kayıtçılığına geçişi 2012 yılının ikinci yarısından itibaren planlanmaya başlanmış, eğitim gereksinimleri hızla tamamlanarak 2013 yılı Ocak Ayı’nın son haftası itibarı ile İstanbul’da aktif kanser kayıtçılığına başlanmıştır. İstanbul dünyada aktif kanser kayıtçılığının yürütüldüğü ilk metropol olma özelliği taşımaktadır. Kanser kayıtçılığında hedef teşkil eden 53 kamu sağlık kuruluşu, 7 kamu ve özel üniversite hastanesi ve 400’ü aşkın özel sağlık kuruluşu ile İstanbul aktif kanser kayıtçılığının sürdürülmesinin zorlukları aşikardır. Bununla birlikte İstanbul’un sahip olduğu sağlık olanakları ile yalnızca kendi nüfusunu değil tüm Türkiye’yi kapsadığı da bir gerçek olup, İstanbul’un bugüne kadar kanser verilerinin eksik olması bir anlamda Türkiye verilerinin eksik olması anlamına gelmekteydi. İstanbul’da bu güçlüklerin önüne geçmek için Kamu Hastane Birlikleri’ni ve Toplum Sağlığı Merkezleri’ni sisteme katan özel bir yapılanma programlanmış ve aktif kanser kayıtçılığı hayata geçirilmiştir. 2013 yılı içerisinde yaklaşık 40.000 vakaya dair 60.000 bildirim gerçekleşmiştir. Önümüzdeki birkaç aylık süreçte duplikasyon, veri kalitesi ve verimlilik değerlendirmelerinin tamamlanarak artık İstanbul’a dolayısı ile tüm Türkiye’ye yönelik doğru ve tam kanser verilerinin ortaya konulmaya başlanması mümkün olacaktır.

Sağlık Bakanlığı önümüzdeki dönemde kanser taramalarına erişimi kolaylaştırmak ve halkımızın kanser taramalarını katılımını artırmak amacı ile hizmeti halkımızın bir anlamda ayağına götürmeyi planlamaktadır.

Bu planlamalarda aile hekimliği sistemimiz devreye alınacaktır. Şu anda aile hekimliği sistemi içerisindeki tüm personelin kanser taramaları konusundaki teorik ve pratik eğitimleri sürdürülmektedir. Buna göre aile hekimi hedef yaş gurubundaki kendisine kayıtlı vatandaşlarla birebir temasa geçerek onları kanser taramasına davet edecektir.

Rahim ağzı kanseri taraması için aile sağlığı merkezlerinde hedef yaş grubu kadınlardan servikal sitolojik sürüntü örnekleri alınacaktır. Bu örneklerde rahim ağzı kanserine neden olan virüsün var olup olmadığı araştırılacaktır sonuçlar doğrudan aile hekimine bildirilecektir.

Örneklerde virüsün var olup olmadığını tespit edecek laboratuvarlardan birisi Ankara’da diğeri ise İstanbul’da kurulmuş durumda olup çok yakın zamanda bu taramalar halkımızın hizmetine sunulmuş olacaktır.

Gaitada gizli kan testi ile yapılacak olan kolorektal kanser taramalarında ise gaita örneklerinin toplanması için gerekli örnek toplama tüpleri aile hekimi tarafından taraması gerçekleştirilecek kişiye verilecektir, kişiye örneği nasıl alacağı tarif edilecek ve kişi tarafından gaita örneği bu tüpe alınacaktır. Alınan gaita örneklerinde gizli kan bulunup bulunmadığı Halk Sağlığı Laboratuvar(lar)ında tetkik edilecek ve sonuç aile hekimine bildirilecek veya Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından temin edilecek olan hızlı tanı kitleri vasıtası ile aile sağlığı merkezinde bu işlem gerçekleştirilerek sonuçlar kaydedilecektir.

Meme kanseri taramalarının yapılabilmesi için gerekli olan mamografi çekimlerinin ise mamografi cihazı ile teçhiz edilen araçlarda gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Planlamaya göre bu araçlar daha önceden belirlenmiş zaman aralıklarında aile sağlığı merkezlerine yakın uygun noktalarda konuşlanarak ilgili aile sağlığı merkezinin hedef nüfusunun taramasını yapacak, yani Ülkemizi köy köy, mahalle mahalle dolaşarak kanser taramalarını gerçekleştirecektir. Kişinin mamografi sonucuna dair bildirim de yine doğrudan aile hekimine ulaştırılacaktır.

Kanser taramalarına aile hekimliği sisteminin de entegre edilmesi önemli bir adım olarak görülmektedir. Bu şekilde sahada halkla ilk temas noktasını oluşturan ve halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından çok önemli görevler üstlenen aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları kanserden korunma ve kansere karşı bilinçlenme yolunda da halkımızın hizmetinde olacaklardır.

Kansere yönelik olarak, başta kanserle ilgili belirli gün ve haftalarda olmak üzere, yıl boyu gerek halk eğitimleri gerekse de sağlık çalışanlarına yönelik bilinçlendirme ve farkındalık çalışmaları yürütülmektedir. Bugüne kadar yalnızca İstanbul’da 800.000’e yakın kişiye kanserle ilgili doğrudan eğitim verilmiştir. Bunun yanı sıra kanser sürekli gündemdeki yerini koruyan bir konu olduğu için televizyon ve radyo programları ile halka mesajlar ulaştırılmakta, Avrasya Maratonu, sağlık ve yaşam tarzı ile ilgili fuarlar gibi halkla temas noktasına olunan tüm alanlarda da kanserle ilgili faaliyetlere yer verilmektedir. İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü olarak sosyal medya da kansere yönelik bilgi aktarımlarında aktif olarak kullanılmaktadır. Yine Sağlık Bakanlığı’nın kanserle ilgili olarak hazırlamış olduğuwww.kanser.gov.tr internet sitesinden kanserle ilgili pek çok güncel bilgi, rapor ve makaleye ulaşabilmek mümkün olmaktadır.

Karsinojenik olma ihtimali bulunan ajanlarla ilgili araştırmalar Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından değerlendirilmekte ve elde edilen bilimsel bulgular ışığında bu ajanlar insanlarda karsinojenik olma potansiyelleri açısından dört grupta incelenmekte ve bu listeler yeni bilgi ve bulgularla sürekli güncellenmektedir:

Grup 1: İnsanlarda karsinojenik olduğu tespit edilmiş ajanlardır. Bu grupta şu anda 113 ajan listelenmiştir.

Grup 2: Hayvanlarda karsinojenik olduğuna dair bulgular olan, insanlarda da karsinojenik olma ihtimali bulunan ancak bu ihtimali kanıtlamaya yeterli bilimsel veri bulunmayan ajanlardır. Bu şekilde 351 ajan bulunmaktadır.

Grup 3: İnsanlardaki karsinojenitesine göre sınıflandırılmasına yetecek bilimsel veri bulunmayan ajanlar olup 505 ajanı ihtiva etmektedir.

Grup 4: İnsanlarda olasılıkla karsinojen olmayan ajanlar olup 1 ajan bu grupta yer almaktadır.

Yine Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı düzenli aralıklarla gerek kanser yapıcı olduğu bilinen veya iddia edilen gerekse de kanserden koruyucu olduğu bilinen veya iddia edilen maddeler veya çevresel etkenlerle ilgili çalışmalar gerçekleştirmekte ve sonuçlarını yukarıda bahsi geçen internet sitesinde kamuoyu ile paylaşmaktadır.

Bu kapsamda bugüne kadar manyetik alanlar, köpek balığı kıkırdağı, arı sütü, papatya, D-vitamini, güneş ışığı ve ultraviyole ışınlar, tütsüler, dövme, nitratlar, radon, solaryumlar, brezilya fönü, elektronik sigaralar, hidroelektrik santraller, alkol, tütün, mamografi, hidrojen peroksit, saç boyaları, fitalatlar, radon, formaldehit gibi konularda yapılan araştırmalara dair raporlar yayımlanmış durumdadır.

Sanayileşme ile birlikte endüstriyel ürünlerin daha fazla arz edilmesi ve çevre kirliliği ile birlikte kanserojen maddeler de hayatımıza girmektedir. Ülkemizde söz konusu kanserojen maddelerden fert ve toplum sağlığının korunmasına yönelik olarak çeşitli kurumlara teknik düzenleme yapma ve denetim yetkisi verilmiştir.

Buna göre;

  • İlaçlar ve kozmetik ürünlerle ile ilgili Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumu,
  • Biyosidal ürünler (İnsektisit, pestisit, rodentisit, mollosisit, dezenfektenlar, koruyucular), tütün ve diğer bağımlılık yapıcı maddeler ( uçucular), kaynak suları, içme suları, doğal mineralli sular ve şehir şebeke suları ile ilgili Türkiye Halk Sağlığı Kurumu,
  • Gıdalar, gıda katkı maddeleri, gıda ve suların ambalajları ile ilgili Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
  • Deterjanlar, oyuncaklar, emzik, biberon, diş fırçası ve hijyenik ürünler (kadın bağı, gögüs pedi vb.) ile ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
  • Çevre kirliliği ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,
  • Tekstil boyaları (azo boyalar) ile ilgili Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkili kuruluşlardandır.

Söz konusu kuruluşların hazırlamış oldukları teknik düzenlemelerle, halkın kullanımına sunulan ürünler üretim yerlerinde, sevk zincirlerinde, depolarda ve satış noktalarında denetime tabi tutulmaktadır. Gerekli görülen hallerde numune alınarak laboratuvar analizleri yapılmaktadır. Uygunsuz bulunan ürünlerle ilgili toplatma, imha, idari para cezası ve faaliyetten men gibi idari işlemler uygulanmaktadır.

Verem; Mycobacterium tuberculosis denilen bir basille oluşan, tedavi edilmezse ölümle de sonlanabilen, bulaşıcı bir hastalıktır.

Verem mikrobu, güneş görmeyen ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınları verem mikrobunu kısa sürede öldürür.

Hastaların aksırma, öksürme ve hapşırmaları sırasında etrafa saçtıkları verem mikroplarının sağlam kişiler tarafından solunması ile hastalık bulaşır. Verem mikrobu güneş görmeyen ve iyi havalanmayan yerlerde saatlerce havada kalabilir.

Tedavi olmayan bir verem hastası her yıl yaklaşık 10-15 kişiyi enfekte eder. Enfekte olanların %5'i 1-2 yıl içinde aktif verem hastası olur. Enfekte olanların %5'inde ise verem mikrobu vücutta sessiz olarak bekler. Vücut direncinin düştüğü durumlarda, vücutta beklemekte olan verem mikrobu çoğalarak verem hastalığına yol açar.

  • 2-3 haftadan uzun süren öksürük

  • Balgam çıkarma

  • Kanlı balgam

  • Ateş

  • Gece terlemesi

  • İştahsızlık, kilo kaybı

  • Yorgunluk, halsizlik

  • Nefes darlığı

  • Göğüs ve sırt ağrısı

İki-üç hafta veya daha uzun süreli öksürük şikayeti olan herkes mutlaka kendisine en yakın Verem Savaşı Dispanseri veya diğer bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır

Verem hastalığının tanısında fizik muayenenin yanında balgamın mikroskopla incelenmesi, balgam kültürü ve akciğer grafisi kullanılır.

Evet, Tüberküloz (Verem) Hastalığı tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bugün var olan ilaçlarla verem hastalarının tamamına yakını başarı ile tedavi edilebilmektedir.

Tedavisi en az 6 ay sürmektedir. İlaçların düzenli kullanılması esastır. İlaçların bir gün bile aksatılmadan içilmesi gerekmektedir.

Verem hastalığı % 70-80 oranında akciğerlerde, % 20-30 oranında diğer organlarda görülür. Akciğer dışındaki organ tutulumları: akciğer zarı, lenf bezleri, beyin zarı, kemik, böbrek, kalp zarı ve diğer birçok organ tutulumu şeklinde olabilir

İlimizde hizmet veren Bakanlığımız ve Verem Savaşı Derneklerine ait Dispanserlerde ücretsiz olarak yapılmaktadır.

Başvuru yapan kişi yakınmaları olup olmadığı yönünde sorgulanır, akciğer filmleri çekilir ve (PPD) yapılır. Ön kola yapılan bu test 48-72 saat sonra değerlendirilerek oluşan sertlik (endurasyon) ölçülür.

Dispanser İsmi

Pazartesi

Salı

Çarşamba

Perşembe

Cuma

Arnavutköy VSD

x

 

 

 

 

Bağcılar VSD

 

x

 

 

 

Bahçelievler VSD

 

x

 

 

 

Bakırköy VSD

x

 

 

 

 

Çatalca VSD

 

x

 

 

 

Esenyurt VSD

 

x

 

 

 

Gaziosmanpaşa VSD

 

x

 

 

 

Güneşli VSD

 

x

 

 

 

Güngören VSD

 

x

 

 

 

Kağıthane VSD

x

 

 

 

 

Küçükçekmece VSD

x

x

 

 

 

Maltepe VSD

 

x

 

 

 

Samandıra VSD

x

 

 

 

 

Tevfik Sağlam VSD

 

 

 

 

x

Tuzla VSD

x

 

 

 

 

Beykoz VSD

x

 

 

 

x

Esenler VSD

 

x

 

 

 

Eyüp VSD

x

 

 

 

 

Kadıköy VSD

x

 

 

 

x

Kartal VSD

x

 

 

 

 

Pendik VSD

x

 

 

 

 

Sarıyer VSD

x

 

 

 

x

Şehremini VSD

 

x

 

 

 

Taksim VSD

 

x

 

 

 

Ümraniye VSD

 

 

 

 

x

Üsküdar VSD

 

x

 

 

x

Zeytinburnu VSD

x

 

 

 

 

 

PPD testinin sonucu 72 saat sonra değerlendirildiğinden, her dispanserde belli günlerde PPD testi uygulanmaktadır.

Hayır, alınmıyor. Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Tüberküloz Birimlerinde (Verem Savaşı Dispanserlerinde) tüberküloz hastalarına yönelik yapılan işlemlerden herhangi bir ücret alınmamaktadır.

Tüberküloz hastaları ilaçlarını, ikamet adreslerine en yakın Tüberküloz Birimi (Verem Savaşı Dispanserleri)’nden ücretsiz olarak temin edebilirler.

Dünya Sağlık Örgütü, tedavi başarısını arttırmak için, tüberkülozlu hastaların her doz ilacının bir sağlık çalışanı veya eğitilmiş bir gönüllü tarafından içirtilmesini esas almaktadır. Ülkemizde de "Doğrudan Gözetimli Tedavi" uygulanmaktadır.

Hastanın yakınları, özellikle de aynı evde birlikte yaşayanlar Verem Savaşı Dispanserlerine başvurmalıdır. Hasta yakınlarının taramaları dispanserlerde ücretsiz olarak yapılmaktadır.

Bir toplumun veremden korunmasının en etkili yolu verem hastalarının erken teşhisi ve başarılı tedavisidir.
Çocukları verem hastalığından korumak için BCG (verem) aşısı yapılır. Ülkemizde doğumdan sonra 2 ayını dolduran bebeklere yapılmaktadır.
Mikrop çıkaran hasta ile aynı evdekiler, özellikle çocuklar için koruyucu tedavi verilir. Koruyucu tedavi süresi genellikle 6 aydır.

Musluktan akan şebeke suyunu her hangi bir arıtıma tabi tutmadan tüketebiliriz. Ancak kişisel olarak tercih edilmesi halinde kullanılan arıtma cihazının kullanım talimatı doğrultusunda bakım ve temizliğinin mutlaka zamanında yapılması önem arz etmektedir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanlığının internet sitesinde Halk Sağlığı müdürlüklerince ruhsatlandırılmış haşere ilaçlama işyerlerinin bilgileri bulunmaktadır. Sitede yer alan firmalardan herhangi birisiyle irtibata geçebilirsiniz.

Kullanılan ilaçların belirli bir toksikitesi bulunmakla beraber kullanım talimatı veya uygulama sonrası uyarılar dikkate alındığında insan sağlığını olumsuz etkileyecek düzeyde değildir.
Ayrıca kullanılan ürünlerin Sağlık Bakanlığından izinli olması gerekmektedir.

Öncelikli olarak Sağlık Bakanlığından izinli olup olmadığına bakmanız gerekiyor. Ürünün etiket üzerindeki bilgilerinde Sağlık Bakanlığı izin tarih ve sayısının bulunması gerekmektedir.

Bütün antibakteriyel ürünler Sağlık Bakanlığından izinli olmak zorundadır. Aldığınız ürünün üzerinde Sağlık Bakanlığı izin tarih ve numaralarını kontrol etmelisiniz. Ayrıca Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanlığının internet sitesinden izinli ürünlerin listesine ulaşabilirsiniz.

Evde sağlık hizmetleri için;
- Öncelikle hasta yakını hastanın kayıtlı olduğu aile hekimine başvurmalıdır.
- Aile hekimi tarafından doldurulacak Evde Sağlık Hizmetleri Başvuru Formu hastanın bulunduğu yere en yakın Hastane Evde Sağlık Hizmeti Birimine Toplum Sağlığı Merkezi tarafından yönlendirilir.
- Hastane Birimlerinden hastalara randevu verilerek hastanın evde sağlık hizmetleri kapsamındaki ihtiyacı olan hizmetler gerçekleştirilir.
- Ya da hasta yakını hastanın kimlik bilgileri ve hastalığı ile ilgili bilgileri içeren belgelerle en yakın hastanenin Evde Sağlık Hizmetleri(ESH) Birimine doğrudan başvurulabilir.

1975 CANLI DONÖRDEN BÖBREK NAKLİ

1978 KADAVRADAN BÖBREK NAKLİ

1988 KADAVRADAN KARACİĞER NAKLİ

1989 İLK BAŞARILI KALP NAKLİ

1990 CANLI AKRABADAN KISMİ KARACİĞER NAKLİ

1991 KALP KAPAĞI NAKLİ

1998 KADAVRA KARACİĞERİ İKİYE BÖLÜNEREK İKİ KİŞİYE NAKLİ.

1979 yılında Organ Ve Doku Alınması, Saklanması Ve Nakli Hakkında 2238 sayılı kanun çıkarılmış ve bu yasa 1982 yılında yeniden düzenlenmiştir.

Organları alınan kişinin cenazesi, kamuoyuna yansıdığı gibi bir torba içinde teslim edilmez aksine son derece özenli bir şekilde vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. Bu konuda nakil merkezleri özellikle hassasiyet göstermektedir.

Kişilerin bir bedel karşılığı organlarını vermeleri 2238 sayılı yasaya göre yasaktır. Bağışlanan organlar, bu konuyla ilgilenen Ulusal Koordinasyon Sistemi tarafından tıbben acilliği ve doku uyumuna göre en uygun alıcıya nakil edilir. Bu belirlemede zengin, fakir, ırk, cinsiyet vb. ayrımlar kesinlikle yapılmaz.

Hiçbir zaman bağış kartı tek başına yeterli değildir. Ailenizin yada yakınlarınızın rızası olmadan organlarınız alınamaz. Bu sebeple bağış yaptığınız andan itibaren bu kararınızı ailenizle paylaşmanız gerekmektedir, organ bağışı bir nevi mirastır.

Organ bağışı kartı sahibi olsanız dahi, istediğiniz anda ailenize bildirerek ve bağış kartınızı yırtarak, fikrinizden vazgeçebilirsiniz.

Kişi organ bağışı yapmış olabilir fakat evde yolda yada kaza yerinde ölümü gerçekleşmiş ise organları alınamaz. Daha öncede belirttiğimiz gibi ancak hastane ortamında tıbben ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları alınabilir.

Organ bağışı kartının bir bölümünde bağışlamak istediğiniz organlarla ilgili seçenekler mevcuttur, bu bölümde işaretlediğiniz organlarınız dışında her hangi bir organınızın alınması söz konusu değildir.

18 Yaş ve üzeri akli dengesi yerinde olan herkes organ bağışı yapabilir ve organ bağışı kartı sahibi olabilir.

-İl Sağlık Müdürlükleri
-Hastaneler
-Organ nakli yapan merkezlere
-Sağlık Grup Başkanlıkları
-Sağlık Ocakları
-Özel Sağlık Kuruluşları

Organ bağışı yapmak isteyen kişiler yukarda belirtilen yerlere başvuru yaparak iki tanık huzurunda bir belge imzalayarak organ bağışı kartına sahip olurlar. Organ bağışı kartını alan kişinin, bağış kartını her zaman üzerinde taşıması gerekmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımlanmıştır. 6.3.1980 tarih 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirmiştir. Diğer islam ülkelerinde de ve bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Kur'an-ı Kerim'de de (Maide Suresi, Ayet 32) " KİM BİR KİMSEYE HAYAT VERİRSE, ONUN SANKİ BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMİŞÇESİNE SEVAP KAZANACAĞI " beyan olunmuştur.

Tıpta en temel ilke her bireyin kendi yaşam hakkı olduğu ve trilyonda bir yaşama dönüş şansı bile olsa bu şansın sonuna kadar kullanılması gerektiğidir. Hiç kimse için nasıl olsa ölecek tabiri kullanılamaz. Hastane yoğun bakım ortamında doktorlardan oluşan bir ekip tarafından tıbbi ölüm kararı verilmeden organ nakli düşüncesi asla gündeme gelemez.

Bir organın hiçbir özellik aranmadan herhangi birine nakledilmesi söz konusu değildir. Organ naklinde alıcı verici olacak kişilerin doku uyumları önem arz etmektedir. Alıcı ve vericinin doku uyumları testlerle belirlenir en yüksek doku uyumunda cerrahi işlem gerçekleştirilir. Ayrıca doku uyumunun yanı sıra nakille verilen bağışıklık önleyici ilaçlarla (İmmunsuppresive) ameliyat başarısı yükselir.

Organ bağışı yapılsa bile her ölümden sonra organ nakli mümkün değildir. Örneğin evde yada yolda vefat eden bir kimse bağış kartı ve ailesinin rızası olsa bile organları alınamaz. Yalnızca hastane yoğun bakım ortamında tıbben ölümü gerçekleşen insanlardan organ nakli yapılabilir. Yani sıkça duyduğumuz deprem ve felaketlerden sonra cesetlerin organlarının alınması gibi bir durum söz konusu değildir.

Ülkemizde nakil yapılan organlar
    -Böbrek
    -Deri 
    -Karaciğer
    -Kalp 
    -Akciğer
    -Pankreas
    -İncebağırsak

    Nakil yapılan dokular ise;
    -Kemik
    -Kemik iliği
    -Kornea
    -Kalp kapağ

Bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir.

Vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üslenecek bir organın nakledilmesi işlemidir.

DİLEK VE ÖNERİLERİNİZ, BİZİM İÇİN ÖNEMLİDİR !
FORMA GİDİN
Tc Sağlık Bakanlığı Dumansız Hava Sahası Saglıkla Buluşma Noktası Sabim ALO 184 ALO 113 Ulakbim İlacım TMO Bimer ALO 150 E-Öğrenme E-Nabız E-Devlet Web Uygulamaları Bilgi Edinme ÇSGB Elektironik Belge Doğrulama Sistemi Konferans Salonu e-posta